Sahabe, kelime kökeni Arapça'daki "sahib" (yoldaş, arkadaşı, sahib) sözcüğüne dayanır ve lügat manasında Hz. Peygamber'i (s.a.v) hayattayken görmüş, O'na iman etmiş ve bir müddet onunla birlikte bulunmuş olan Müslümanları ifade eder. Bu tanım, İslam tarihinde ve kelam ilminde kabul görmüş standart bir terimdir. Ancak bu basit tanımı derinlemesine anlamak için konunun kendi içindeki nüksleri ve şartları bilmek gerekir.
Sahabelik için sadece Peygamber'i görmek yetmez; bu kişinin mümin olması ve Hz. Peygamber'in vefatına kadar olan dönemdeki hayatının önemli bir bölümünü O'nunla geçirmiş olması koşulu aranır. Bu nedenle, Peygamber'i görmüş ama iman etmeyen yahudi veya hristiyanlar, ya da sadece bir kez tesadüfen karşılaşmış ama iman etmemiş kişiler "sahabe" olarak sınıflandırılmaz. Yine, çocukken görmüş olup buluğa ermeden vefat edenler de tartışmalı olmakla birlikte, genel kabulde tam anlamıyla sahabe statüsüne girmeleri için akıl ve ergenlik çağına gelmiş olmaları beklenir.
Sahabeler, bilgi ve amel açısından birbirlerinden farklılık gösterir ve bu durum onları üç ana gruba ayırır:
Pratikte bu ayrım neden önemlidir? Çünkü İslam hukuku ve akaid inancında, sahabelerin söz ve fiillerine atfedilen hususlar, sonraki asırlardaki müçtehitlerin (mezhep kurucularının) görüşlerinden farklı bir ağırlık taşır. Özellikle fıkıh ilminde, bir meselede sahabe icmâı (görüş birliği) varsa, bu icmâ delil olarak kabul edilir ve sonraki asırlardaki ihtilafları ortadan kaldırır.
Bir püf nokta olarak şunu belirtmek isterim: Sahabeye saygı, onları "kul" olmaktan çıkarmak veya dokunulmaz ilan etmek anlamına gelmez. Aksine, Kur'an'da bile bazı sahabelere "Ey iman edenler!" hitabıyla eleştiriler yapılmış ve hatalarından dönmeleri istenmiştir. Bu, sahabeyi insan, ama İslam'ın en saf dönemini temsil eden seçkin bir topluluk olarak okumanız gerektiğini gösterir. Onların hayat tarzı, ahlakı ve cehdi, bugün bile müminler için en somut ve yaşanmış örnek teşkil eder.