Sevgili okuyucularım,
Bugün sizinle, insanlık tarihinin en utanç verici sayfalarından birini, "Srebrenitsa Katliamı"nı konuşacağız. Sorunuz çok net: "Srebrenitsa Katliamı ne zaman yaşanmıştır?" Bu sorunun cevabı basit bir tarih gibi görünse de, aslında ardında yılların acısını, on binlerce insanın trajedisini ve "bir daha asla" denilen derslerin ne yazık ki nasıl göz ardı edildiğini barındırır. Türkiye'nin önde gelen uzmanlarından biri olarak, yıllardır bu konuya kalbimi ve zihnimi adayan biri olarak, bu tarihi yalnızca bir rakamdan ibaret görmenizi asla istemem. Gelin, bu kanlı takvimi tüm detaylarıyla açalım.
Srebrenitsa Katliamı, esasen Temmuz 1995'te, Bosna Savaşı'nın sonlarına doğru, birkaç gün içinde sistematik bir şekilde gerçekleştirilen korkunç bir soykırım eylemidir. Bu tarihin başlangıç noktası ve sembolik zirvesi, 11 Temmuz 1995 Salı günüdür. İşte bu tarihte, Birleşmiş Milletler tarafından "güvenli bölge" ilan edilmiş olmasına rağmen, Sırp güçleri General Ratko Mladić komutasında, o zamanlar Bosnalı Müslümanların sığındığı Srebrenitsa kasabasına girmiştir.
Ancak katliam, tek bir günde olup bitmemiştir. 11 Temmuz'dan sonraki günler, yani 12 Temmuz, 13 Temmuz, 14 Temmuz ve hatta 19 Temmuz'a kadar süren süreçte, bölgedeki 8.000'den fazla Boşnak erkek ve çocuk hunharca katledilmiştir. Evet, yanlış duymadınız, yalnızca birkaç gün içinde 8.000'den fazla can... Bu, modern Avrupa tarihinde II. Dünya Savaşı'ndan bu yana yaşanan en büyük katliam ve resmen tescillenmiş bir soykırımdır.
Bu sorunun cevabı, maalesef tek bir olaya indirgenemez. Srebrenitsa'nın düşüşü ve ardından yaşanan soykırım, 1992'de başlayan ve 1995'e kadar süren Bosna Savaşı'nın acı bir sonucudur.
Srebrenitsa, savaşın başından itibaren Boşnak nüfus için bir sığınak haline gelmişti. 1993 yılında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Srebrenitsa'yı "silahsızlandırılmış güvenli bölge" ilan etmiş ve bölgeyi korumak için Hollandalı barış gücü askerlerini konuşlandırmıştı. İşte tam bu nokta, trajedinin en acı ironisidir: Srebrenitsa, güvende olması gereken bir yerdi.
Ancak 1995'in yaz aylarına gelindiğinde, Sırp güçleri Srebrenitsa çevresindeki kuşatmayı sıkılaştırmış, dış dünyadan gelecek yardımları engellemiş ve bölgedeki Boşnak nüfusu açlık ve ilaçsızlıkla boğuşturmuştu. Uluslararası toplumun yetersiz tepkisi, BM barış gücünün zayıf duruşu ve NATO'nun havadan müdahale konusundaki kararsızlığı, Sırp güçlerine cesaret vermişti. Temmuz 1995'te gelinen bu nokta, tam da bu koşulların birikimiydi. Artık Sırp güçleri için Srebrenitsa'yı ele geçirmek ve orada yaşayan Boşnak nüfusuna karşı korkunç planlarını uygulamak için "doğru zaman" gelmiş gibiydi. Onlar için bu, "tek etnikli" bir Sırbistan hayalinin acımasız bir adımıydı.
11 Temmuz 1995'te Srebrenitsa'nın düşmesinin ardından, bölgeye sığınan binlerce Boşnak, BM üssü olan Potočari'ye akın etti. Burada, on binlerce kadın, çocuk ve yaşlı, Sırp askerlerinin gözetiminde umutsuzca beklerken, Boşnak erkekleri ve erkek çocukları ise Sırp güçleri tarafından otobüslerle farklı yerlere götürülmek veya ormanlık arazilerden kaçmaya çalışırken yakalanmak üzere ayrıldı.
İşte bu ayrılık anları, acının en keskin yaşandığı anlardan biriydi. Annesinden, eşinden, kardeşinden son kez ayrılan binlerce erkek, aslında ölüme yürüdüğünü bilmiyordu. On binlerce erkek, "Uzun Yol" adı verilen, ölümcül bir orman yürüyüşüne zorlandı. Bu yolculuk sırasında, pusuya düşürülenler, yakalananlar ve işkence görenler oldu. Diğer yandan, otobüslerle götürülenler ise toplu infaz noktalarına taşındı.
Sonraki günler boyunca, Sırp askerleri tarafından sistemli bir şekilde binlerce erkek ve erkek çocuk katledildi. Kurşuna dizildiler, işkence gördüler, toplu mezarlara gömüldüler. Bu, sadece bir askeri operasyon değil, bir etnik temizlik ve soykırım eylemiydi. Kadınlar ve çocuklar ise otobüslerle Sırp kontrolündeki bölgelere gönderilerek sürgün edildi.
Srebrenitsa Katliamı'nın "ne zaman" yaşandığını bilmek, aslında bu olayın insanlık vicdanında açtığı yaranın kalıcılığını anlamak demektir. O Temmuz 1995'ten bu yana 28 yıl geçti. Ancak bu yara ne zaman kapanabilir ki?
Yıllardır bu konuyu inceleyen, hayatta kalanların hikayelerini dinleyen, adaletin peşinde koşan biri olarak şunu net bir şekilde söyleyebilirim: Srebrenitsa, yalnızca Bosna'da yaşanmış bir trajedi değildir. O, tüm dünyanın, uluslararası kurumların, "bir daha asla" diyen tüm seslerin kulak tıkadığı, göz yumduğu bir utanç tablosudur.
Bu katliamın zamanı, uluslararası hukukun işleyişini, insan hakları söyleminin ne kadar kırılgan olabileceğini ve nefret söyleminin nelere yol açabileceğini acı bir şekilde göstermiştir. Lahey'deki Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICTY) ve Uluslararası Adalet Divanı (ICJ) bu katliamı soykırım olarak tescillemiş, birçok faili yargılamış ve cezalandırmıştır. Ancak hala katliamı inkar edenler, bu acıyı küçümseyenler vardır. İşte bu yüzden, o Temmuz günlerini ve o günlerde kaybedilen her bir canı hatırlamak, unutturmamak, hepimizin ortak sorumluluğudur. Çünkü unutulan her bir tarih, gelecekteki benzer felaketlere davetiye çıkarır.
Peki, Srebrenitsa Katliamı'nın "ne zaman" yaşandığını bilmek bize ne katmalı?
Sonuç olarak, "Srebrenitsa Katliamı ne zaman yaşanmıştır?" sorusunun cevabı sadece Temmuz 1995 ve özellikle 11 Temmuz 1995 değildir. Bu tarihler, insanlık onurunun ayaklar altına alındığı, binlerce masum canın yitirildiği, uluslararası vicdanın sustuğu kara bir dönemi işaret eder. Bu trajediyi hatırlamak, anlamak ve ondan ders çıkarmak, sadece Bosnalıların değil, tüm insanlığın sorumluluğudur. Unutmayalım ki, geçmişini unutanlar, onu tekrar yaşamaya mahkumdurlar. Kalbimizdeki bu yara hepimizin ortak mirasıdır ve onu sarmak, ancak hatırlayarak ve ders çıkararak mümkün olacaktır.
Sevgili okuyucularım,
Bugün, tarihimizin en karanlık sayfalarından birine, insanlığın ortak hafızasına kazınmış tarifsiz bir acıya odaklanacağız: Srebrenitsa Katliamı. Bu soru, basit bir tarih cevabının çok ötesinde, derinleşimine incelenmesi gereken, vicdanlara dokunan ve hepimizi düşündürmesi gereken bir konudur. Türkiye'nin önde gelen bir uzmanı olarak, bu meselenin sadece kronolojik bir olgu olmadığını, aynı zamanda derslerle dolu, unutulmaması gereken bir insanlık sınavı olduğunu sizlerle paylaşmak istiyorum.
"Srebrenitsa Katliamı ne zaman yaşanmıştır?" sorusunun doğrudan cevabı şudur: Srebrenitsa Katliamı, 1995 yılının Temmuz ayında, özellikle de 11 Temmuz 1995 tarihinden itibaren yaklaşık iki hafta süren acımasız ve sistematik bir soykırım eylemi olarak yaşanmıştır.
Ancak bu tarih, buzdağının sadece görünen yüzüdür. Bu iki haftalık süreç, aylardır süren kuşatmanın, uluslararası toplumun çaresizliğinin ve insanlık dışı ideolojilerin bir araya gelmesiyle ortaya çıkan bir felaketin doruk noktasıydı. O günlerde Srebrenitsa ve çevresinde yaşananlar, sadece sayılardan ibaret değil, binlerce hayattan, paramparça olmuş ailelerden, annelerin bitmek bilmeyen gözyaşlarından ve sessiz çığlıklardan oluşuyor.
Srebrenitsa, Bosna Savaşı sırasında Birleşmiş Milletler (BM) tarafından "güvenli bölge" ilan edilmişti. Bu statü, bölgedeki Boşnak siviller için bir umut kapısı, bir sığınak olması gerekiyordu. Ancak maalesef durum hiç de öyle olmadı.
1995 yılının ilk yarısından itibaren Sırp güçlerinin Srebrenitsa üzerindeki baskısı giderek arttı. General Ratko Mladić komutasındaki Sırp ordusu ve paramiliter güçler, 1995 Temmuz'unun başlarında Srebrenitsa'ya yönelik saldırılarını yoğunlaştırdılar. Hollandalı BM Barış Gücü (Dutchbat) askerleri, sayıca yetersiz kalışları, yetki kısıtlamaları ve uluslararası desteğin gelmemesi nedeniyle bu saldırıyı durduramadı.
11 Temmuz 1995 günü Srebrenitsa düştü. Kasaba ele geçirildiğinde, on binlerce Boşnak sivil, çaresizlik içinde yakındaki Potocari'de bulunan BM üssüne sığındı. Burada yaşanan insanlık dramı, tarihe kara bir leke olarak geçmiştir. Sırp askerleri, kadın ve çocukları otobüslerle bölgeden uzaklaştırırken, 8 bin 372'den fazla Boşnak erkek ve çocuğu otobüslerden indirdi, ayırdı ve sistematik bir şekilde infaz etti. Bu infazlar, günlerce süren toplu katliamlar şeklinde gerçekleşti. Ormanlık alanlarda, boş binalarda, tarlalarda... Her yer bir infaz alanına dönüştü.
Yaklaşık 8.372 Boşnak erkeğin ve çocuğun katledildiği bu soykırımda, kurbanların yaşları da oldukça çarpıcıydı. Aralarında 12-13 yaşlarındaki çocuklardan, 80 yaşını aşmış yaşlı erkeklere kadar her yaştan insan vardı. Amacı, o bölgedeki Boşnak nüfusunu tamamen yok etmek, köklerini kazımaktı.
Bir uzman olarak, sahadaki çalışmalarımdan ve tanıklıklardan biliyorum ki, bu katliamın sadece fiziksel bir yok ediş değil, aynı zamanda kültürel ve ruhsal bir soykırım amacı taşıdığı da ortadaydı. Srebrenitsa'da yaşananlar, Bosna Hersek'teki savaşın en acımasız yüzünü gösterdi ve bu yüz, insanlık vicdanında derin yaralar açtı.
Srebrenitsa Katliamı, aynı zamanda uluslararası toplum için de büyük bir başarısızlık sınavıydı. "Bir daha asla" sloganıyla yola çıkılan bir dünyada, Avrupa'nın göbeğinde, BM'nin gözetiminde olduğu iddia edilen bir "güvenli bölgede" soykırım yaşanması, küresel güvenlik mekanizmalarının ve insan hakları taahhütlerinin ne denli kırılgan olabileceğini acı bir şekilde gösterdi.
BM Barış Gücü'nün çaresizliği, hava desteği taleplerinin reddedilmesi ve siyasi irade eksikliği, bu katliamın boyutlarını daha da büyüttü. Bu durum, gelecekteki insani krizlerde uluslararası müdahale ve koruma sorumluluğu konularında önemli dersler çıkarılmasına vesile olmuştur. Ancak bu dersler, maalesef Srebrenitsa kurbanlarının canı pahasına öğrenilmiştir.
Katliamdan sonraki yıllar, hem adalet arayışı hem de inkarla mücadeleyle geçti. Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICTY), Srebrenitsa'da yaşananları soykırım olarak tanımladı ve aralarında Radovan Karadžić ve Ratko Mladić'in de bulunduğu birçok Sırp liderini savaş suçları ve soykırımdan yargılayarak mahkum etti. Bu kararlar, tarihin ve adaletin tescili açısından büyük önem taşıyordu.
Ancak ne yazık ki, günümüzde bile Srebrenitsa soykırımını inkar etme çabaları devam etmektedir. Bu durum, mağdurların aileleri için ikinci bir işkence, vicdanlı insanlar için ise kabul edilemez bir durumdur.
Srebrenitsa'daki Potocari Anıt Mezarlığı, katliamda hayatını kaybedenlerin anıt mezarlarının bulunduğu kutsal bir mekandır. Her yıl 11 Temmuz'da binlerce kişi, burada düzenlenen törenlere katılarak kurbanları anar ve "bir daha asla" mesajını tüm dünyaya iletir. Kayıp bedenlerin bulunması, kimlik tespiti ve defnedilmesi süreci hala devam etmektedir. Bir anne için evladının kemiklerine kavuşmak, belki de tek tesellidir. Bu mücadele, adalet ve hafıza arasındaki derin bağı ortaya koymaktadır.
Srebrenitsa Katliamı'nı anmak, sadece geçmişi hatırlamak değil, aynı zamanda geleceğe dair bir sorumluluk almaktır. Bu olayın bize öğrettiği çok önemli dersler var:
Bugün, dünyanın farklı yerlerinde hala benzer acılar yaşanırken, Srebrenitsa bize duyarlı olmayı, adaleti savunmayı ve insan hakları için ses çıkarmayı emretmektedir.
Sevgili okuyucularım, Srebrenitsa Katliamı'nın yaşandığı tarih, 1995 yılının Temmuz ayı olarak açık ve net bir şekilde belirlenmiştir. Ancak bu tarih, yalnızca bir takvim yaprağı değil, insanlık onurunun çiğnendiği, vicdanların kanadığı ve asla unutulmaması gereken bir milattır.
Bir uzman olarak, her birimizin bu trajediyi anlaması, hatırlaması ve gelecek nesillere aktarması gerektiğine inanıyorum. Çünkü ancak bu şekilde, tarihin karanlık derslerinden ders çıkarabilir, "bir daha asla" sloganını gerçek kılabilir ve barış içinde bir dünya inşa etme umudunu canlı tutabiliriz. Srebrenitsa'da yitirilen canları rahmetle anıyor, kalanlara sabır ve metanet diliyorum. Ruhları şad olsun.