Değerli okuyucularım,
Bugün Türkiye'nin yakın siyasi tarihine damgasını vurmuş, fikirleriyle nesilleri etkilemiş, adı anıldığında derin tartışmaların kapısını aralayan bir isme odaklanacağız: Mihri Belli. Bir uzman olarak bu konuyu ele alırken, sadece kuru bilgiler aktarmakla kalmayacak, aynı zamanda onun fikirlerinin ve yaşam mücadelesinin ruhuna dokunmaya çalışacağız. Çünkü Belli'yi anlamak, sadece bir biyografi okumak değil, aynı zamanda Türkiye solunun karmaşık serüvenini, inişlerini ve çıkışlarını da kavramaktır.
Hazırsanız, bir devrimcinin, bir aydının ve bir siyaset teorisyeninin destansı yolculuğuna çıkalım.
Mihri Belli (1915-2011), Türk siyasi hayatının en önemli ve tartışmalı figürlerinden biridir. Onun hayatı, bir bireyin kişisel hikayesinden çok, bir ülkenin çalkantılı dönemlerini, ideolojik çatışmalarını ve toplumsal arayışlarını yansıtan bir aynadır adeta. Kimileri için gözüpek bir devrimci, fikirleriyle genç nesillere ilham veren bir lider; kimileri için ise Türkiye'nin istikrarını hedef almış bir ideolog. Ancak tüm bu farklı bakış açılarının ötesinde, Belli'nin entelektüel derinliği, mücadelesindeki kararlılığı ve hayatı boyunca savunduğu değerlere olan sarsılmaz inancı, onu görmezden gelinemez kılan temel özellikleridir.
Mihri Belli'nin hikayesi, genç bir Cumhuriyet aydınının arayışlarıyla başlar. 1915 yılında Silivri'de doğan Belli, iyi bir eğitim almanın getirdiği olanaklarla kendisini hızla geliştirir. İstanbul Tıp Fakültesi'nde okurken, sadece tıp bilimine değil, aynı zamanda toplumsal sorunlara ve siyasi akımlara da ilgi duymaya başlar. İşte tam bu noktada, o dönemin dünyasını kasıp kavuran ideolojilerden biri olan Marksizm-Leninizm ile tanışır.
Onun dünya görüşünün şekillenmesinde, o yılların Türkiye'sinde yaşanan büyük toplumsal dönüşümler, yoksulluk, adaletsizlik ve emperyalist güçlerin etkisi önemli rol oynar. Tıp okurken bir yandan da yeraltı siyasi faaliyetlerine katılması, onun sadece bir doktor olmakla yetinmeyeceğinin, aksine daha büyük bir toplumsal değişim arayışında olacağının ilk sinyalleridir. Benim kişisel gözlemim, Belli gibi isimlerin sadece teorik olarak değil, aynı zamanda vicdani bir sorumlulukla bu yola girdikleridir.
Mihri Belli'nin hayatındaki dönüm noktalarından biri de hiç şüphesiz Yunanistan'daki iç savaşa katılmasıdır. Tıp öğrenimini yarıda bırakıp, gönüllü olarak Yunanistan'a geçmesi, onun ulusal sınırları aşan bir devrimci kimliğe büründüğünün en somut göstergesidir. 1946-1949 yılları arasında Yunanistan Demokratik Ordusu saflarında doktor ve siyasi komiser olarak görev yapar, hatta bu çatışmalarda ağır yaralanır. Bu deneyim, Belli'nin sadece entelektüel bir devrimci değil, aynı zamanda pratiğin ve mücadelenin içinden gelen bir savaşçı olduğunu da kanıtlar niteliktedir.
Yunanistan'dan döndükten sonra Türkiye'de tutuklanır ve uzun yıllar hapis yatar. Ancak bu hapis yılları, onun mücadelesini durdurmak yerine, aksine teorik derinliğini artırmasına ve siyasi düşüncelerini daha da olgunlaştırmasına olanak tanır.
Mihri Belli adıyla özdeşleşen en önemli kavramlardan biri, hiç şüphesiz "Milli Demokratik Devrim" (MDD) tezleridir. 1960'lı yıllarda Türkiye solunun en hararetli tartışmalarından birini başlatan bu tez, ülkenin mevcut sosyo-ekonomik yapısı ve emperyalizmle olan ilişkileri üzerine derinlemesine bir analiz sunar. Belli'ye göre Türkiye, feodal kalıntıları ve emperyalist bağımlılıkları nedeniyle henüz tam anlamıyla demokratik ve bağımsız bir ulus-devlet niteliği taşımamaktadır. Dolayısıyla, sosyalist bir devrimden önce, milli unsurları ön planda tutan bir "demokratik halk devrimi"nin gerçekleşmesi gerekmektedir.
Bu tez, o dönemde Türkiye solunda büyük yankı uyandırır ve Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, İbrahim Kaypakkaya gibi genç devrimci liderleri derinden etkiler. Özellikle THKO (Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu) ve THKP-C (Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi) gibi örgütlerin fikirsel altyapısının oluşumunda Belli'nin MDD tezlerinin etkisi yadsınamaz. Bu benim uzmanlık alanımda sıkça karşılaştığım ve hala etkileri tartışılan bir konudur. MDD, sadece bir teori olmaktan öte, genç kuşağın eylem felsefesini şekillendiren bir kılavuz olmuştur.
Ancak MDD tezleri, kendi içinde de farklı yorumlara ve çatışmalara yol açmıştır. Bazıları için bu tez, Türkiye'nin kendine özgü koşullarını dikkate alan gerçekçi bir yol haritası iken, bazıları içinse doğrudan sosyalist devrim hedefini erteleyen, milliyetçi unsurları abartan bir yaklaşım olmuştur. Bu iç tartışmalar, Türkiye solunun parçalı yapısını ve ideolojik zenginliğini de gözler önüne serer.
Mihri Belli'nin hayatı, kesintisiz bir mücadele ve direniş hikayesidir. Hayatının büyük bir bölümü hapislerde, sürgünlerde veya yeraltı faaliyetlerinde geçmiştir. 12 Mart ve 12 Eylül askeri darbeleri dönemlerinde defalarca hedef gösterilmiş, aranmış ve uzun süreler yurt dışında yaşamak zorunda kalmıştır. Bu zorlu koşullara rağmen, Belli, inandığı değerlerden asla taviz vermemiş, kalemiyle ve sözleriyle mücadelesini sürdürmüştür.
Onun sürgün yılları, özellikle Avrupa'da, farklı sol akımlarla tanışmasına, fikirlerini uluslararası bir perspektiften değerlendirmesine olanak sağlamıştır. Bu süreçte yazdığı makaleler, kitaplar ve verdiği röportajlar, onun sadece bir eylem adamı değil, aynı zamanda keskin bir analist ve düşünür olduğunu da kanıtlar. Bu örnekler, bana göre, bir insanın ideolojisine ne denli bağlı olabileceğinin ve zorluklar karşısında nasıl dimdik durabileceğinin çarpıcı göstergeleridir.
Mihri Belli, 2011 yılında aramızdan ayrıldı. Ancak onun fikirleri ve mirası, Türkiye siyasetinde ve özellikle solda hala canlı bir tartışma konusudur. MDD tezleri, dönemin koşullarına uygun bir strateji miydi, yoksa bazı yanlışlara mı yol açtı? Bu sorulara verilecek yanıtlar kişiden kişiye değişse de, Belli'nin Türkiye solunun entelektüel gelişimine yaptığı katkı yadsınamaz.
Onu anlamak, sadece bir dönemi anlamak değil, aynı zamanda bugünkü Türkiye'nin siyasi ve toplumsal dinamiklerini de daha derinden kavramak demektir. Çünkü Belli gibi figürler, bir ülkenin vicdanını, arayışlarını ve değişim özlemlerini temsil ederler.
Benim uzmanlık alanım olan siyasi tarih perspektifinden baktığımızda, Mihri Belli, Türkiye solunun belleğinde silinmez bir iz bırakmış, düşünceleriyle derin izler açmış ve mücadelesiyle binlerce gence ilham vermiş bir isimdir. Onu sadece bir "devrimci" olarak etiketlemek eksik kalır; o aynı zamanda bir entelektüel, bir stratejist ve yaşamı boyunca inandığı değerler uğruna bedel ödemekten çekinmemiş bir insandı.
Peki, Mihri Belli'yi neden hatırlamalıyız? Çünkü onun hayatı, bir dönemin ruhunu, bir ülkenin özgürlük ve bağımsızlık arayışını, ideolojilerin gücünü ve insan ruhunun direniş kapasitesini yansıtır. Belki fikirlerine katılmazsınız, belki de eleştirileriniz vardır. Ancak onu görmezden gelmek, Türkiye'nin yakın tarihinin önemli bir bölümünü görmezden gelmek olur.
Mihri Belli, karmaşık bir karakter, çalkantılı bir tarihin tanığı ve yaratıcısıdır. Onu anlamaya çalışmak, kendi siyasi bilincimizi zenginleştirmek, tarihimizle yüzleşmek ve belki de en önemlisi, bir bireyin inançları uğruna ne kadar ileri gidebileceğini görmek demektir. Unutmayalım ki tarih, sadece zaferlerle değil, aynı zamanda bu tür kararlı mücadelelerle yazılır. Mihri Belli de bu mücadelenin önemli bir parçasıdır.
Hepinize bu derin yolculukta eşlik ettiğiniz için teşekkür ederim.