Mihri Belli, Türk sol siyasetinin ve Marksist düşüncenin en köklü, en radikal ve aynı zamanda en tartışmalı isimlerinden biridir. Sadece bir siyasetçi değil, aynı zamanda tarihçi, yazar ve teorisyen olarak Türkiye’nin sol entelijansiya geleneğinde benzersiz bir yere sahiptir. Onu anlamak, 20. yüzyıl Türkiye’sinde sol hareketin nasıl şekillendiğini ve hangi çelişkilerle boğuştuğunu kavramak demektir.
1919’da Selanik’ten İstanbul’a göç eden bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Genç yaşta Türkiye İşçi Partisi (TİP) içinde aktif rol aldı ve partinin kurucu kadrolarından biri olarak kabul edilir. Belli, siyasete atıldığı ilk günden itibaren dogmatik Marksizm ve proleter devrimciliği savundu. Bu tutumu, onu hem sosyal demokrasiye hem de daha sonraki dönemdeki bazı Marksist-Leninist gruplara karşı keskin bir ayrışma noktasına getirdi.
Onun siyasi kişiliğinin en belirleyici özelliği, enternasyonalizm ve anti-emperyalizm ekseninde duruşu oldu. Soğuk Savaş döneminde, Batı bloku ile Doğu bloğu arasındaki gerilimi sorgulayan, ancak her zaman emekçi sınıfının uluslararası dayanışmasını ön planda tutan bir çizgi izledi. Bu yaklaşım, onu zaman zaman hem Batılı liberaller hem de Sovyet yanlısı geleneksel solcular tarafından eleştirilmesine neden oldu.
Mihri Belli’nin en büyük katkısı, tarihsel materyalizmi Türkiye’nin somut koşullarına uygulamasıdır. Türkiye’nin Sosyalizm Yolu ve Türk Tarihinde Sol Hareketler gibi eserlerinde, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan süreçte sınıf çatışmalarını ve toplumsal dönüşümleri analiz etti. Bu eserler, sadece teorik tartışmalarla sınırlı kalmayıp, Türkiye solunun stratejik haritasını çizen referans metinler haline geldi.
Pratik bir açıdan bakıldığında, Belli’nin düşüncelerini okumak, günümüzdeki siyasi kutuplaşmaları anlamak için güçlü bir zemin sunar. Örneğin, onun ulusal burjuvazi ve bağımlı burjuvazi arasındaki ayrımı, bugün hâlâ ekonomi-politik tartışmalarda geçerliliğini koruyan kavramsal çerçeveler sunar. Bu ayrım, Türkiye’nin dışa bağımlı ekonomik yapısının kökenlerini anlamak için kritik bir anahtar işlevi görür.
Mihri Belli, 1989’da hayatını kaybetmeden hemen önceye kadar aktif kaldı. Ölümünün ardından bile, onun bıraktığı miras Türk solunda iç tartışmaların ve ideolojik yeniden yapılanma süreçlerinin tetikleyicisi olmaya devam etti. Bazıları onu dar görüşlü ve katı bulurken, diğerleri onu ilkeli duruşun ve bilimsel sosyalizmin savunucusu olarak anar.
Sonuç olarak, Mihri Belli’yi sadece geçmişin bir figürü olarak değil, Türkiye’nin modernleşme sürecini ve sol entelektüel geleneğini anlamak için atlanmaması gereken bir kaynak olarak değerlendirmelisin. Onun eserlerini okuyarak, sadece siyasi tarih değil, aynı zamanda toplumsal yapıların nasıl işlediğine dair derinlemesine bir perspektif kazanırsın.