2002 senesi Altın Ayı ödülünü kazanan film, Hayao Miyazaki'nin yönettiği Japon animasyon başyapıtı "Spirited Away" (千と千尋の神隠し - Sen to Chihiro no Kamikakushi) idi. Ancak burada altını çizmem gereken çok önemli bir detay var: "Spirited Away" bu ödülü tek başına kazanmadı; İngiliz yönetmen Paul Greengrass'ın gerçek olaylara dayanan doku-draması "Bloody Sunday" ile paylaştı.
Bu durum, Berlinale gibi prestijli bir festivalde Altın Ayı'nın iki filme birden verilmesi sık rastlanan bir olay değildir ve genellikle jürinin iki eserin de sanatsal veya toplumsal etkileyiciliğini eşdeğer derecede yüksek bulduğu zamanlarda gerçekleşir. 2002'deki bu karar, jürinin ne kadar zorlandığını ve aslında birbirine taban tabana zıt iki filmin nasıl bir denge oluşturduğunu gösteriyordu:
Jürinin bu iki filmi eşdeğer görmesi, sinemanın hem fantastik hayal gücünü besleyebilen sanatsal bir alan hem de acı gerçekleri gözler önüne serebilen güçlü bir politik araç olabileceğini vurguluyordu. Bu, festivalin sanata ve toplumsal duyarlılığa verdiği önemi de açıkça ortaya koydu.
Benim yıllardır edindiğim tecrübeye göre, bu tür paylaşılan ödüller, festivalin o yılki sanatsal yönelimini ve hangi temaların öne çıktığını çok net gösterir. "Spirited Away" sonrasında zaten En İyi Animasyon Filmi Oscar'ını da kazanarak dünya çapında animasyon türünün itibarını yükseltti ve Studio Ghibli'nin uluslararası arenadaki yerini sağlamlaştırdı. "Bloody Sunday" ise Greengrass'ın daha sonra Bourne serisi gibi filmlerde de kullandığı o keskin, gerilim dolu, el kamerası estetiğinin erken ve güçlü bir örneğiydi. İkisinin bir arada ödül alması, bana kalırsa 2002 Berlinale'sinin sinemanın geniş spektrumunu kucakladığının en somut kanıtıydı.