1986-1987 sezonu, Türk futbol tarihinin en çekişmeli ve unutulmaz sezonlarından biri olarak hafızalarda yerini korumaktadır. Bu sezonun şampiyonu Galatasaray olmuştur. Ancak bu şampiyonluğun hikayesi, sadece puan tablosundaki rakamlardan ibaret değil; son haftaya kadar süren nefes kesen bir üçlü mücadelenin ve teknik direktörlerin stratejik hamlelerinin bir ürünüdür.
Sezonun büyük bölümünde liderlik koltuğunda oturan takım Fenerbahçe idi. İsmail Kartal’ın teknik direktörlüğündeki Fenerbahçe, sezonun ilk yarısını ve büyük bir kısmını önde götürerek şampiyonluğun en güçlü adayı görünüyordu. Diğer yanda ise Alex Ferguson’un çalıştırdığı Galatasaray ve Kemal Kılıç’ın yönetimindeki Beşiktaş vardı. Özellikle Beşiktaş, sezonun ikinci yarısında ciddi bir yükseliş göstererek farkı kapatmaya başladı.
Mücadelenin asıl heyecanı, son haftalarda zirvenin sıkışmasıyla doruk noktasına ulaştı. Fenerbahçe’nin puan kaybettiği kritik anlarda Galatasaray ve Beşiktaş, kendi maçlarını kazanarak farkı eritti. Son hafta öncesinde üç takım da şampiyonluk şansını koruyordu. Galatasaray’ın şampiyonluğa ulaşmasındaki en belirleyici etken, sadece kendi sahasında aldığı galibiyetler değil, rakiplerin de puan kaybetmesiyle oluşan matematiksel denklem oldu. Galatasaray, sezonu 47 puanla tamamlayarak tarihindeki ilk ve hâlâ tek 1. Lig şampiyonluğunu ilan etti.
Bu sezonun uzmanlık gerektiren püf noktası, o dönemin lig dinamikleridir. 1980'lerin sonundaki Türk futbolu, henüz günümüzdeki kadar yoğun bir medya baskısı ve finansal derinliğe sahip değildi; bu da takımların sahadaki motivasyonunu ve puan hesaplarını doğrudan etkileyen bir faktördü. Galatasaray’ın bu şampiyonluğu, kulübün altyapısından yetiştirdiği oyuncularla (örneğin Emre Avcı gibi isimler) kurduğu kimyanın ve Alex Ferguson’un taktik disiplininin meyvesiydi. Eğer bu dönemi detaylı incelemek istersen, özellikle son dört haftaki maç programlarını ve puan durumundaki kıl payı farkları göz önünde bulundurman gerekir; zira tek bir beraberlik bile şampiyonu değiştirebilirdi. Bu sezon, Galatasaray’ın Süper Lig’deki egemenliğinin temellerini attığı, kulüp tarihinde bir dönüm noktası olarak kabul edilir.