Şaman, halk arasında genellikle "ruh hekimliği" veya "can verip alan kişi" olarak bilinse de, aslında bu tanımın çok ötesinde, dini, ritüel ve sosyal yapıların kesişim noktasında duran çok katmanlı bir figürdür. Temel tanımıyla şaman, dünya ile görünen ve görünmeyen âlemler arasında köprü kuran, bu geçişlerde aracı rol üstlenen ve toplumu bu iki dünya arasındaki dengeyi korumakla sorumlu tutulan uzman kişidir.
Sözcük, Tunguz-Türk dillerinde köken bulan šamān kelimesinden gelir ve etimolojik olarak "bilgi sahibi olan" veya "ruhsal yolculuk yapabilen" anlamına taşır. Batılı antropologlar (örneğin Vladimir Ovanov) bu terimi evrenselleştirse de, şamanizm tek bir din değil, çok kültürlü bir inanç ve uygulama bütünüdür.
Bir şamanın işlevi üç ana eksen etrafında döner:
Şamanlığı anlamada en sık yapılan hata, onu "büyücü" veya "cadı" ile özdeşleştirmektir. Bu tamamen yanlıştır. Büyücü, kendi iradesiyle zarar veren; şaman ise toplumsal bir görevi yerine getiren, topluma hizmet eden kişidir. Şaman, genellikle uzun ve acılı bir eğitim sürecinden (genellikle "şamanik kriz" veya "ölüm-deneyimi" olarak adlandırılan travmatik bir ruhsal deneyim) geçerek yetkinliğe ulaşır.
Pratik bir örnek olarak: Sibirya Türklerinde, bir adayın şaman olabilmesi için önce hastalanması, hayal görerek ruh dünyasına inmesi ve orada tanrılarla anlaşma yapması beklenir. Bu süreç, şamanın otoritesini kişisel becerisinden değil, kutsal otoriteden aldığını kanıtlar.
Günümüzde "neopagan" veya "yeni şamanizm" akımları, geleneksel şamanlıktan farklıdır. Geleneksel şaman, toplumsal bir kurumun parçasıdır; oysa modern "şamanlar" daha çok bireysel ruhsal arayış odaklıdır. Eğer birinin "şaman" olduğunu iddia ediyorsa, arkasında nesillerdir süren bir gelenek, ritüel bir protokol ve toplumsal bir onay mekanizması aramalısın. Yoksa sadece otantik kültürel bir uygulama değil, kişisel bir terapi veya mistik eğlence sunan bir kişiyle karşı karşıyasın demektir.
Sonuç olarak şaman, bilgi, yetki ve sorumluluk üçgeninde duran, toplumun manevi sağlığını yöneten bir uzmandır. Onu anlamak, insanlığın doğayla ve bilinçdışıyla kurduğu ilk ilişkileri anlamaktır.