İcra, borçlunun malvarlığına devlet gücüyle el koyma ve alacaklının alacağını tahsil etme sürecidir. Halk arasındaki yanlış bir inanışın aksine, icra sadece "ceza hukuku" veya "hapis" ile ilgili değildir; temel işlevi, borçlunun mallarını paraya çevirerek borcun ödenmesini sağlamaktır. Bu süreç, İcra İflas Kanunu (İİK) çerçevesinde yürütülen, hukuki bir cebri takip yoludur.
İcra takibi genellikle iki aşamada ilerler: Önce borçluya bir tebligat gönderilir ve borcun ödenmesi için süre tanınır. Bu sürede ödeme yapılmazsa, borçlunun üzerine haciz konulur. Haciz; nakit paraya, banka hesaplarına, taşınır mallara (araba, ev eşyası vb.) veya gayrimenkullere uygulanabilir. Malların satışıyla elde edilen gelir, önce alacaklının alacağına, sonra da varsa diğer alacaklılara dağıtılır.
Çoğu kişi icra dosyasını gördüğünde panik yapar. Ancak burada kritik olan nokta, ödeme emrinin eline geçme tarihine bakmaktır. Borçlu, ödeme emrinin tebliğinden itibaren 7 gün içinde itiraz hakkına sahiptir. Bu itiraz, takibi durdurur. Eğer bu süreyi kaçırırsan, itiraz hakkın düşer ve borç kesinleşir.
Pratik bir uyarı: Eğer borçluysan ve ödeme emri eline ulaştıysa, borcun varlığına itiraz edeceksen 7 gün içinde mutlaka icra dairesine dilekçe ver. Borcu kabul ediyorsan ama bir seferde ödeyemiyorsan, takas veya taksitlendirme talebiyle itiraz edebilirsin. Bu, dosyanın yargıya gitmeden, icra dairesinde uzlaşma yoluyla çözüme kavuşmasını sağlar.
Sonuç olarak icra, korkulacak kadar karmaşık bir sistem değildir ama hız ve doğru hamle gerektirir. Borçlunun en büyük silahı, yasal süreleri kullanmak ve uzlaşma zeminini değerlendirmektir. Acele etmeden, dosya detaylarını inceleyerek hareket edersen, çoğu zaman en olumsuz senaryoların önüne geçebilirsin.