Milli Mücadele'ye yol açan temel sebepler nelerdi? Hangi olaylar bu büyük direnişi tetikledi?
Kurtuluş Savaşı'nın başlangıç nedenleri, aslında Birinci Dünya Savaşı'nın yıkıcı sonuçları ve Osmanlı İmparatorluğu'nun içine düştüğü çaresizliğin bir karmasıdır. Ana tetikleyicileri ve derinlemesine nedenlerini birkaç başlıkta özetleyebiliriz:
Bu mütareke, Osmanlı'nın fiili olarak işgaline zemin hazırlayan en kritik adımdı. Özellikle Madde 7, İtilaf Devletleri'ne güvenliklerini tehdit edecek bir durum oluşması halinde istedikleri stratejik noktayı işgal etme yetkisi veriyordu. Bu, resmen bir 'açık çek'ti. Osmanlı ordusu terhis edildi, ağır silahlar teslim alındı, iletişim ve ulaşım ağları kontrol altına alındı. Artık savunmasızdık ve bu madde, işgallerin yasal dayanağını oluşturdu.
Mondros'un ardından İtilaf Devletleri vakit kaybetmeden Anadolu'yu işgale başladı. İstanbul işgal altındaydı, Boğazlar kontrol edilmişti. Ancak asıl büyük kırılma ve direnişin ateşleyicisi, 15 Mayıs 1919'da İzmir'in Yunanlılar tarafından işgaliydi. Bu, sadece bir toprak kaybı değil, aynı zamanda Anadolu'nun derinliklerine doğru ilerleyecek bir işgalin ve Türk milletinin yok edilme planının ilk adımı olarak algılandı. Antep, Maraş, Urfa'da Fransızlar, Adana ve çevresinde İtalyanlar... Her yer birer birer düşman postalları altında eziliyordu. Osmanlı hükümetinin acizliği ve hatta işbirlikçi tavırları, milleti kendi kaderini tayin etmeye itti.
İtilaf Devletleri'nin Osmanlı toprakları üzerindeki paylaşım planları, daha Sevr Antlaşması (1920) imzalanmadan önce fiili olarak uygulanmaya başlanmıştı. Bu antlaşma taslağı, Anadolu'nun kalbindeki Türk varlığına bile yaşam hakkı tanımıyordu. İşte bu noktada, Türk milleti için tek çıkar yolun, kendi toprak bütünlüğünü ve bağımsızlığını kanla korumak olduğu anlaşıldı. Erzurum ve Sivas kongreleriyle şekillenen, Misak-ı Millî adıyla somutlaşan ulusal sınırlar ve bağımsızlık ruhu, savaşın temel motivasyonuydu. Bu, sadece bir işgale karşı direniş değil, aynı zamanda yeni bir ulus-devlet kurma iradesiydi.
İşgallerin yarattığı çaresizlik ve vatansız kalma korkusu, halkta güçlü bir milli şuurun uyanmasına neden oldu. Kuvâ-yi Milliye ruhuyla başlayan yerel direnişler, Mustafa Kemal Atatürk'ün Samsun'a çıkmasıyla (19 Mayıs 1919) örgütlü ve merkezi bir karaktere büründü. O, bu dağınık direnişi bir araya getirerek, millete yol gösteren ve vatanı kurtarma azmini örgütleyen lider oldu. Benim yıllardır edindiğim en önemli ders, bu tür kritik dönemlerde, toplumun içinden yükselen ortak bir iradeye ve onu doğru yönlendirecek vizyoner bir liderliğe ne kadar ihtiyaç duyulduğudur. Atatürk, bu liderliği kusursuz bir şekilde üstlendi.
Kısacası, Kurtuluş Savaşı; Mondros'un dayattığı çaresizliğe, işgallerin yarattığı aşağılanmaya ve Sevr ile vatanın tamamen kaybedilme tehlikesine karşı, milletin bağımsızlık ve hür yaşama azmiyle giriştiği varoluş mücadelesidir.