Cemal Gürsel, Türkiye Cumhuriyeti'nin dördüncü Cumhurbaşkanı olarak tanıdığın, ancak siyasi arenaya girişi ve liderliği 27 Mayıs 1960 askeri darbesiyle şekillenmiş önemli bir figürdür. Kısacası, kendisi bir asker-devlet adamı kimliğine sahiptir.
Gürsel, 1895'te Erzurum'da doğdu. Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinin her iki büyük savaşında da aktif rol almış, özellikle Kurtuluş Savaşı'nda göstediği başarılarla dikkat çekmiştir. Harp Okulu'nu bitirdikten sonra çeşitli birliklerde görev yaptı, Genelkurmay Başkanlığı başta olmak üzere önemli kademelerde bulunmadan önce tümgeneralliğe kadar yükseldi. Ordudaki kariyeri boyunca dürüstlüğü, disiplini ve vatanseverliği ile tanındı. Askeri hiyerarşideki bu yükseliş, onu 27 Mayıs Darbesi öncesinde Kara Kuvvetleri Komutanı pozisyonuna taşıdı.
27 Mayıs 1960 tarihinde gerçekleşen askeri darbe, Cemal Gürsel'in adını tarihe altın harflerle yazan, ancak aynı zamanda tartışmalı bir dönemin de başlangıcı oldu. Darbe öncesinde genç subayların, dönemin hükümeti Demokrat Parti'ye yönelik artan rahatsızlıkları ve siyasi kutuplaşma ortamı mevcuttu. İşte bu noktada Gürsel'in rolü çok kritikti:
Gürsel, darbe sonrası dönemde ülkeyi yeniden anayasal düzene kavuşturma sürecinde kilit bir rol oynadı.
Cemal Gürsel, Cumhurbaşkanlığı döneminde sağlık sorunları yaşamaya başladı. Ağırlaşan hastalığı nedeniyle 28 Mart 1966 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından görevinden alındı. Bu, Türk siyasi tarihinde bir Cumhurbaşkanının sağlık nedenleriyle görevinden ayrıldığı ilk ve tek örnektir. Aynı yıl, 14 Eylül 1966'da vefat etti.
Gürsel, Türkiye'nin çok partili siyasi hayatının kesintiye uğradığı bir dönemin lideri olarak anılır. Bir yandan demokratik süreçleri sekteye uğratan bir askeri müdahaleyi yönetmiş, diğer yandan ülkeyi yeni bir anayasayla ve sivil yönetime geçişle yeniden rayına oturtmaya çalışmıştır. Bu ikilemlerle dolu siyasi mirası, onu Türk modernleşme tarihi açısından üzerinde durulması gereken karmaşık bir figür yapar.