Antropoloji, kelimenin kökeni itibarıyla "insan bilimi" (Yunanca anthropos 'insan', logos 'bilim') demektir ve insanı, insanlık durumunu, geçmişini, bugününü ve olası geleceğini bütüncül ve karşılaştırmalı bir yaklaşımla, tüm yönleriyle inceleyen bilim dalıdır. Amacı, insan deneyiminin muazzam çeşitliliğini ve evrenselliğini anlamaktır.
Temel olarak dört ana dala ayrılır ve her biri insanı farklı bir perspektiften ele alır:
Antropolojinin en önemli püf noktalarından biri kültürel görelilik ilkesidir. Bu, her kültürü kendi bağlamında, kendi değerleri, inançları ve pratikleri çerçevesinde anlamaya çalışmak demektir. Kendi kültürünün penceresinden bakıp yargılamak yerine, kendini karşıdaki kişinin yerine koyarak, onun gözünden dünyayı görmeyi hedeflersin. Bu yaklaşım, bizi etnosentrizmden (kendi kültürünü üstün görme) korur ve evrensel insan deneyiminin zenginliğini takdir etmemizi sağlar.
Tecrübelerimden yola çıkarak şunu söyleyebilirim: Antropoloji sadece egzotik kabileleri incelemekle ilgili değildir. Günümüzün karmaşık, küreselleşmiş dünyasında kentleşmeden göçe, teknolojiden kimlik politikalarına kadar her türlü toplumsal dinamiği anlamana yardımcı olur. Bir şirketin farklı kültürlerdeki pazarlama stratejilerini geliştirirken veya bir sağlık kuruluşunun farklı etnik gruplara hizmet sunarken karşılaşabileceği kültürel engelleri aşmak için antropolojik bakış açısı sana paha biçilmez bir rehberlik eder. Aslında, insan olan her yerde antropolojinin sana katacağı bir değer vardır.