Öznellik, bir yargı, değerlendirme veya algının evrensel bir gerçeklikten bağımsız olarak bireyin iç dünyasından, deneyimlerinden, inançlarından ve duygusal durumundan kaynaklanmasını ifade eder. Objektivitenin (nesnellik) tam zıttıdır; objektif veri "herkes için aynıdır" derken, öznellik "benim için böyle" der. Bu kavramı doğru kavramak, hem akademik hem de günlük hayattaki iletişimin kalitesini doğrudan etkiler.
Günlük hayatta sıkça "Bu film müthişti" veya "Kahve çok soğuk" gibi cümleler kurarsın. Bunlar tamamen öznel ifadelerdir. Çünkü "müthiş" olan şey, sinema tarihi açısından bir veri değil, senin estetik zevkinin yansımasıdır. Öznelliğin en kritik püf noktası, doğruluk payı taşımadığı değildir; aksine, o an o kişi için %100 doğrudur. Sorun, bu öznel yargıların evrensel gerçeklik gibi sunulmasıdır.
Öznel ve nesnel olanı ayırt etmek için şu basit testi kullanabilirsin:
Yazı yazarken veya tartışma yürütürken öznelliği tamamen elemek imkansızdır, hatta bazen istenmez. Empati kurmak, duygu aktarmak ve kişisel marka oluşturmak için öznellik gereklidir. Ancak analitik yazılarda, hukuki metinlerde veya bilimsel çalışmalarda öznellik bir zayıflık olarak görülür.
Pratik Bir Örnek: İş hayatında bir projeyi savunurken "Bu proje harika olacak" demek (öznel) yerine, "Bu proje, pazar araştırmasına göre %20'lik bir büyüme potansiyeli taşıyor" demek (nesnel) ikna ediciliğini artırır. Ancak projenin vizyonunu anlatırken "Bu projede gördüğüm potansiyel beni heyecanlandırıyor" demek (öznel) ise ekiple bağ kurmanı sağlar.
Özetle; öznellik bir kusur değil, insani bir duruştur. Önemli olan, hangi bağlamda konuştüğünü bilmek ve öznel yargılarını nesnel kanıtlarla desteklemeyi öğrenmektir. Kendi deneyimlerini paylaşırken "bence" demeyi sakınma, ama karşı tarafın "bence"sinin senin "keşke"sinle çarpıştığında, bunun bir gerçeklik farkı değil, perspektif farkı olduğunu hatırla.