Hayır, sivrisinekler koronavirüs (SARS-CoV-2) bulaştırmaz. Bu, halk arasında sıkça duyulan ve özellikle yaz aylarında panik yaratabilen bir mit; ancak bilim dünyası bu konuyu çoktan netleştirdi. Virüsün bir canlıdan diğerine geçebilmesi için vektörün içinde çoğalabilmesi ve üretilmesi gerekir. SARS-CoV-2 bir respiratuvar (solunum yolu) virüsüdür. Bu virüs, insanda akciğerlerde ve solunum yollarında çoğalır. Sivrisinekler ise kan emerek beslenir ve virüsü sindirim sistemlerine alır, ancak bu ortamda SARS-CoV-2 için uygun koşullar yoktur; virüs sindirilir ve parçalanır, sinir sistemi veya kan akışına karışarak kanatçaklara (ağız parçalarına) ulaşamaz.
Bu durumun Deng veya Zika gibi virüslerden farkı şudur: Bu virüsler sivrisineğin sindirim sisteminde hayatta kalabilir, vücut sıvılarına yayılabilir ve kan emdiği sırada yepyeni bir ev sahibine aktarılabilir. SARS-CoV-2 ise sivrisineğin anatomik yapısına ve fizyolojik ortamına uymaz. CDC (ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi) ve WHO (Dünya Sağlık Örgütü) dahil olmak üzere tüm ulusal ve uluslararası sağlık otoriteleri, sivrisineklerin SARS-CoV-2 için vektör (taşıyıcı) olma potansiyeli taşımadığını açıkça belirtmiştir.
Asıl risk, virüsün damlacık (droplet) yoluyla bulaşmasıdır. Yani hasta bir kişiyle aynı havayı paylaşmak, öksürük veya hapşırmadan çıkan damlacıkları solumak en baskın bulaşma yoludur. Sivrisinek ısırığıyla bulaşma senaryosu, biyolojik olarak mümkün değildir.
Sivrisineklerden korunmak için (DEET veya pikaridin içeren) repelantlar kullanmak, uzun kollu kıyafetler giymek ve pencere/çatı açıklarına tül varsa takmak, Deng, Zika ve Batı Nil virüsü gibi gerçekten sivrisineklerle bulaşan hastalıklara karşı seni korur. Ancak bu önlemleri alırken, etrafındaki insanlarla arandaki mesafeye ve maske kullanımına (gerekli durumlarda) öncelik vermen, koronavirüsten korunma stratejinde çok daha kritik bir rol oynar. Yani sivrisinikten korkmak yerine, solunum hijyeni kurallarına uymak en mantıklı ve bilimsel olarak desteklenen yaklaşım olacaktır.