Cedid Osmanlıca (genellikle "Cedi Osman" olarak anılır), Osmanlı Türkçesinin günümüz Türkçesine geçiş sürecindeki en kritik ve tartışmalı dil reformlarından biridir. Bu konu sadece bir alfabe değişikliği değil, aynı zamanda bir düşünce ve ifade devrimidir.
Cedid Osmanlıca, 19. yüzyılın sonlarıyla 20. yüzyılın başlarında, özellikle Tevfik Fikret ve Ziya Gökalp gibi aydınlar tarafından savunulan, Osmanlı Türkçesinin karmaşık Arapça ve Farsça unsurlarından arındırılarak sadeleştirilmiş halidir. Amaç, dilin halk ile aydınlar arasındaki kopukluğu gidermek ve iletişimi kolaylaştırmaktır.
Osmanlıca, o dönemde okuma-yazma bilen azınlık dışında geniş kitleler tarafından anlaşılmıyordu. Cedid Osmanlıca ise şu üç temel prensibe dayanıyordu:
Eğer bir Cedid Osmanlıca metin okursan, harfler hâlâ Osmanlı alfabesiyle yazılmış olabilir, ancak kelime dağarcığı ve cümle yapısı modern Türkçeye çok daha yakındır. Örneğin, klasik Osmanlıcada "Mücerred-i hakikat" denilen bir kavram, Cedid Osmanlıcada "saf gerçeklik" veya "özdeki hakikat" şeklinde, daha sade bir dille ifade edilir.
Birçok kişi "Osmanlıca'yı öğrenmek" derken aslında Cedid Osmanlıca'yı kasteder. Çünkü klasik Osmanlıca, Arapça ve Farsça gramerine vakıf olmayı gerektiriyor; Cedid Osmanlıca ise bu bariyerleri büyük ölçüde aşmıştır.
Pratik bir ipucu: Eğer Osmanlıca metinlerle uğraşıyorsan, öncelikle Cedid Osmanlıca örneklerini bulmaya çalış. Tevfik Fikret'in son dönem şiirleri veya Ziya Gökalp'in bazı makaleleri, bu geçiş sürecini en iyi yansıtan kaynaklardır. Bu metinler, hem tarihsel dokuyu korur hem de modern Türkçeye daha hızlı adaptasyon sağlar.
Sonuç olarak Cedid Osmanlıca, geçiş döneminin köprüsüdür. Ne tamamen eski Osmanlıcanın ağırlığındadır, ne de tamamen modern Türkçenin sadeliğindedir. Bu "ara alan", dilin evrimini anlamak için en zengin ve keyifli kaynaklardan biridir.