Gıybet, kelime kökeni ve fiili anlam olarak bir kimseyi, kendisinin olmadığı bir yerde, hoşuna gitmeyecek şekilde sözlerle anmak demektir. İslam hukuku ve ahlak anlayışında bu eylem, yalan ve iftiradan bağımsız olarak, doğru olan bir kusuru söylemekle işlenir. Yani karşı tarafın gerçekten sahip olduğu bir özelliği (örneğin kırmızı saçlı olması, kısa boylu olması veya bir hata yapması) hakkında onun kulaklarına gitmesini istemeyeceği bir üslupla konuşmak, gıybettir.
Bu konudaki en kritik püf nokta, niyet ve içerik ayrımıdır. Çoğu kişi "ben yalan söylemiyorum, doğruyu söylüyorum" diyerek kendini aklar; oysa gıybetin ölçütü doğruluk değil, muhatap nezdindeki rahatsızlık ve onur kırıcılığıdır. Eğer söylediğin şey doğruysa ama o kişi bunu duyduğunda üzülür, öfkelenir veya itibarını zedelenmiş hissederse, gıybet etmiş olursun. Eğer söylediğin şey yalandır ve kişi bunu duyduğunda üzülmezse (çünkü zaten öyle olmadığını bilir), bu durum gıybet değil, iftira veya yalan kategorisine girer.
Gıybet, sadece sosyal bir kabalık değil, ruhsal bir hastalıktır. Bahsettiğin kişiyle arandaki bağı koparır, güveni sarar ve toplum içindeki "gizli cephaneliği" oluşturur. Birbirleriyle gıybet eden insanlar aslında birbirleriyle dost değildirler; sadece ortak bir düşman veya hedef bulduklarında geçici ittifak kuran kimselerdir. Bu, uzun vadede seni de hedef haline getirir. Çünkü bugün başkasını konuşan kişi, yarın seni de aynı masaya yatırır.
Kendini korumak ve ahlaki çizgiyi ihlal etmemek için şu basit kuralı uygula: Söylemek istediğin şeyi, o kişinin yanında söyleyecek misin? Cevabın "hayır" ise, bu cümleyi kurma. Eğer bir şikayet ya da eleştiri yapman gerekiyorsa, bunu doğrudan ilgili kişiye, yapıcı bir dille ve yüz yüze ilet.
Örneğin, bir iş arkadaşının hata yaptığını fark ettiğinde, diğer çalışma arkadaşlarına "O çok dikkatsiz" demek gıybettir. Bunun yerine, o kişiyi özel olarak yanına çağırıp "Bu raporun şu kısmında bir hata var, birlikte düzeltelim" demek hem profesyoneldir hem de gıybetin tamamen dışındadır. Unutma, dilin kılıçtan keskindir; bir kere yere düşürülen bir itibarı, yıllar süren çabalarla bile tamiri mümkün olmayabilir.