Bencillik, çoğu zaman "kötü" veya "bencil" gibi etiketlerle anılsa aslında insan doğasının temel bir parçasıdır. Ancak günlük dilde kullandığımız bencillik tanımı ile psikolojideki "sağlıklı egosentrizm" arasındaki farkı bilmek, ilişkilerindeki dinamikleri tamamen değiştirebilir.
En yaygın hata, kendi ihtiyaçlarını önceliklendirmeyi bencillikle eşleştirmektir. Oysa senin zamanını, enerjini ve duygusal kapasiteni koruman bencillik değil, kendine saygıdır. Gerçek bencillik ise, kendi iyiliğin için başkalarının zararına hareket etme eğilimidir. İki ayrımın da kritik noktası empati ve karşılıklılıktır.
Toplumsal normlarımız, özellikle topluluk odaklı kültürlerde, fedakarlığı erdem, kendi ihtiyaçlarını ertelemeyi ise "güzel insan" olmanın şartı olarak sunar. Bu yüzden kendi sınırlarını çizen kişi "bencil" damgası yemeye daha yatkındır. Oysa boş bir bardakla kimseye dolduramazsın. Kendi içsel kaynaklarını yönetmeden başkalarına sürekli veren kişi, zamanla tükenmişlik sendromuna girer ve sonunda ya öfke patlaması yaşar ya da ilişkiyi koparır. Bu durumda gerçek zarar gören aslında hem sen hem de o kişi olursun.
Bir karar verirken şu testi uygula: "Bu kararı alırken karşı tarafın duygusal sağlığını ve temel ihtiyaçlarını tamamen görmezden mi geliyorum?"
Eğer cevap evet ise, bu hamle bencilliktir. Eğer cevap hayır ise ve sadece kendi önceliklerini düzenliyorsan, bu sağlıklı öz-bakımdır.
Bir arkadaşın sürekli senden borç para isteyip geri ödemediğinde, her seferinde "iyi insan" kalabilmek için evet demek bencillik değil, sınırsızlıktır. "Bu ay bütçem yok, bu parayı veremem" demek ise bencillik değil, sağlıklı bir sınırdır. İlk senaryoda arkadaşın senin sınırlarını test eder ve sömürür; ikinci senaryoda ise ilişkinin sağlıklı bir zemine oturması için gereklidir.
Unutma, kendine bakmak bir lüks değil, bir zorunluluktur. Başkalarına verebileceğin en değerli şey, kendi dengede ve huzurlu bir halinle var olmandır. Kendi kapını kapatabildiğin kadar, kapını başkalarına da açabilirsin.