Balta Limanı Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğu ile Büyük Britanya arasında 1838 yılında imzalanan ve Osmanlı ekonomik tarihindeki en kritik kırılma noktası olarak kabul edilen bir ticaret antlaşmasıdır. Bu belge, yalnızca iki devlet arasında değil, doğrudan Avrupa kapitalist güçlerinin Osmanlı iç pazarına müdahale kapısını aralayan bir "yabancı mahkeme" statüsü kazandıran çok taraflı bir mekanizmanın ilk adımıdır.
Antlaşmanın en yıkıcı etkisi, Osmanlı’nın yüzyıllardır uyguladığı ticaret monopolizminin ortadan kaldırılmasıydidir. Öncesinde gümrük vergileri Osmanlı Hazinesi’nin en önemli gelir kaynağıydı ve devlet, bu vergileri stratejik ürünlerde yüksek tutarak yerli üretimi korumaya çalışıyordu. Balta Limanı ile birlikte:
Birçok kişi bu antlaşmayı sadece bir ticaret anlaşması sanır; oysa bu, kapitülasyonların ekonomik boyutunun zirvesidir. Artık Osmanlı’da bir İngiliz veya Fransız tüccar, yerel bir Osmanlı tüccardan daha düşük maliyetle mal satabiliyordu. Devlet, kendi vatandaşının önündeki engelleri kaldırırken, yabancı sermayeye "yerli" muamelesi yapmış oldu.
Pratikte ne oldu? 1840’lardan itibaren İngiltere’nin ucuz, fabrikada üretilmiş pamuklu kumaşları Osmanlı pazarına sel gibi aktı. Bağdat, Şam ve Mısır’daki yüzyıllık dokuma atölyeleri, bu rekabete dayanamayıp kapanmak zorunda kaldı. Örneğin, Bağdat’taki geleneksel halı ve kumaş üretimi hızla durdu; halk, yerli esnaf yerine yabancı tüccarların sattığı mallara bağımlı hale geldi.
Bu antlaşma, Osmanlı’yu tam anlamıyla serbest piyasa ekonomisine (yani aslında Batı’nın lehine olan piyasa koşullarına) mahkum etti. İmparatorluk, kendi sanayisini geliştirecek koruyucu tarife politikası izleyemedi. Bu durum, 19. yüzyıl boyunca Osmanlı ekonomisinin dışa bağımlılığını artırdı ve II. Meşrutiyet döneminde bile tam olarak aşılamayan yapısal bir zayıflık yarattı.
Kısacası, Balta Limanı Antlaşması; Osmanlı’nın kapılarını Batı’ya açan, ama aynı zamanda ekonomik egemenliğini kademeli olarak yitirmesinin başlangıcı olan, ticari kapitülasyonların resmileşmesidir.