Can Bartu, Türk spor tarihinin en ikonik ve çok yönlü figürlerinden biridir, desek herhalde kimse itiraz etmez. Özellikle Fenerbahçe camiası için bir efsane, bir sembol, hatta bir yaşam biçimiydi. Onu sadece bir futbolcu ya da basketbolcu olarak tanımlamak, aslında sahip olduğu derinliği ve etkiyi tam olarak yansıtmaz.
Can Bartu'yu benzersiz kılan, onu diğer tüm sporculardan ayıran en önemli özelliklerinden biri, aynı gün içinde hem futbol hem de basketbol lig maçına çıkmış olmasıdır. Bu, Türk spor tarihinde hiçbir zaman tekrarlanamamış bir başarı ve onun inanılmaz atletizmi ile spor zekasının bir kanıtıdır.
Futbol kariyerinde çoğunlukla Fenerbahçe forması giyen Bartu, 1950'lerin sonu ve 1960'ların ortalarında sarı-lacivertli ekibin altın çağının mimarlarından biriydi. Topla adeta dans eden, zarif, teknik ve oyun görüşü yüksek bir 10 numaraydı. Avrupa'da Fiorentina, Venezia ve Lazio gibi köklü İtalyan kulüplerinde top koşturması, onun uluslararası düzeydeki kalitesini de gösterir. İşte "Sinyor" lakabı da bu İtalya macerasından gelmekle birlikte, sahadaki beyefendi ve klas duruşunu çok iyi özetlerdi.
Basketbol cephesinde ise yine Fenerbahçe ve kısa bir dönem Galatasaray formaları giydi. Uzun boyu ve eşsiz koordinasyonuyla pota altında ve dış şutlarda da etkiliydi.
Can Bartu, sadece kazandırdığı şampiyonluklar veya attığı gollerle değil, aynı zamanda sarı-lacivertli renklere olan bağlılığı, centilmenliği ve sahadaki duruşuyla Fenerbahçe taraftarının gönlünde taht kurdu. Onun adına bestelenen marşlar, anma törenleri ve kulübün ona verdiği değer, Bartu'nun sadece bir sporcu olmaktan öte, bir değerler bütünü olduğunu gösterir.
Sporculuk kariyerini noktaladıktan sonra da sporun içinde kaldı. Kalemi güçlüydü; yıllarca köşe yazıları yazdı, spor yorumculuğu yaptı. Zaten bu yönüyle de sıradan bir eski sporcu figürünün ötesine geçti. Onu sadece geçmişte kalmış bir efsane olarak görmek de yanıltıcı olur; vefatına kadar genç sporculara ilham veren, yol gösteren bir büyüğümüzdü.
Kendi tecrübemle de şunu söyleyebilirim: Can Bartu gibi isimler, Türk sporunun gerçek temellerini atmış, çok yönlülüğün, yeteneğin ve sportmenliğin ne denli önemli olduğunu sadece performanslarıyla değil, aynı zamanda karakterleriyle de ispatlamışlardır. Onun hikayesi, günümüz sporcularına yalnızca tek bir branşa odaklanmak yerine, çok yönlü gelişmenin ve beyefendiliğin ne kadar değerli olduğunu fısıldayan bir mirastır.