Yaser Arafat, modern Filistin tarihinin şüphesiz en belirleyici ve ikonik figürlerinden biridir. Asıl adı Muhammed Abdurrahman AbdurRauf Arafat el-Kudva el-Hüseyni olan Arafat, ömrünü Filistin halkının kendi kaderini tayin etme mücadelesine adamış bir liderdir.
O, Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ)'nün ve onun en büyük bileşeni olan El Fetih'in kurucusu ve uzun yıllar lideriydi. 1950'lerin sonunda kurduğu El Fetih ile İsrail'e karşı silahlı mücadeleyi benimsedi. 1969'da FKÖ'nün başına geçerek, örgütü tüm Filistinlilerin sesi ve uluslararası arenadaki temsilcisi haline getirdi. Onun liderliği altında FKÖ, bir gerilla hareketinden diplomatik bir güce evrildi. 1974'te Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşma, Filistin davasının dünya çapında duyulmasında bir dönüm noktası oldu.
Arafat'ın kariyerindeki en önemli dönüşümlerden biri, silahlı mücadeleden barış görüşmelerine geçişiydi. 1993'teki Oslo Anlaşmaları ile İsrail ile barış sürecine girdi. Bu anlaşmalar, ona ve İsrail liderleri İzak Rabin ile Şimon Peres'e Nobel Barış Ödülü'nü getirdi. Bu süreçle birlikte Filistin Ulusal Yönetimi (FUY)'nin ilk başkanı oldu ve Filistin topraklarında kısmi özerkliğin mimarı oldu.
Yıllar içinde edindiğim tecrübemden biliyorum ki, Arafat'ın en büyük yeteneği ve aynı zamanda mirasındaki karmaşıklık, bir gerilla lideri kimliğiyle bir devlet adamı rolünü bir araya getirebilmesiydi. O, bir yandan uluslararası toplumda Filistin'in sesi olurken, diğer yandan kendi halkı içindeki farklı ve çoğu zaman çatışan fraksiyonları bir arada tutmaya çalıştı. Onun karizması, "babacan" figürü ve siyasi manevra kabiliyeti, bu dengeyi sağlamada kilit rol oynadı. Filistin davasını tüm dünyaya duyurmayı başardı ancak Filistin devleti kurma hedefine ulaşamadan 2004'te hayatını kaybetti. Bugün bile o, Filistin direnişinin ve bağımsızlık mücadelesinin yaşayan bir sembolü olarak anılmaya devam ediyor. Özellikle başındaki kendine özgü kefiyesi, onunla özdeşleşen ikonik bir simge haline geldi.