Çevre Kanunu, yani resmi adıyla 2872 sayılı Çevre Kanunu, 9 Ağustos 1983 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu tarih, Türkiye'de çevre koruma ve kirliliğin önlenmesi alanında modern mevzuatın temelini atan, dönüm noktası niteliğinde bir adımdır. Kanun, 11 Ağustos 1983 tarihli ve 18132 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmıştır.
1983 yılında çıkarılan bu kanun, Türkiye'nin çevresel sorunlara yönelik sistematik bir yaklaşım geliştirmesinin başlangıcı olmuştur. O dönemde, sanayileşmenin ve kentleşmenin artan baskısıyla ortaya çıkan kirlilik sorunlarına karşı bütüncül bir yasal çerçeve oluşturma ihtiyacı doğmuştur. Kanunun ana amacı; çevrenin korunmasını, iyileştirilmesini, kirliliğin önlenmesini, kırsal ve kentsel alanda arazinin ve doğal kaynakların en uygun şekilde kullanılmasını sağlamaktır. Bu sayede, doğanın ve doğal kaynakların gelecek nesillere aktarılmasında sürdürülebilir bir denge hedeflenmiştir.
Kanun, bu hedeflere ulaşmak için birçok mekanizma ve sorumluluk getirmiştir:
Unutmamalısın ki, Çevre Kanunu ilk çıktığı 1983 yılındaki haliyle kalmamıştır. Zamanla değişen çevresel koşullar, teknolojik gelişmeler, özellikle de Avrupa Birliği çevre müktesebatına uyum süreci, kanunda kapsamlı değişiklikler yapılmasını zorunlu kılmıştır. Özellikle 2006 ve 2011 yıllarında yapılan büyük değişiklikler, kanunu daha güncel, kapsamlı ve uluslararası standartlara uygun hale getirmiştir. Bu değişikliklerle birlikte, kanun ikincil mevzuatlarla (yönetmelikler, tebliğler) daha da detaylandırılarak uygulanabilirlik kazanmıştır.
Bir çevre uzmanı olarak yıllardır edindiğim tecrübeyle söyleyebilirim ki, sadece kanunun çıktığı yılı bilmek yeterli değil. Kanunun güncel halini, ona bağlı çıkarılan onlarca yönetmeliği ve ilgili mevzuatı sürekli takip etmek esastır. Çünkü çoğu zaman somut uygulamalar, bu yönetmelikler üzerinden yürütülür. Örneğin, atık yönetimi süreçleri Çevre Kanunu'na dayanan "Atık Yönetimi Yönetmeliği" ile detaylandırılmıştır. Bu dinamik yapıyı anlamak, çevre mevzuatına hakimiyetin anahtarıdır.