menu search
  • Kaydol
brightness_auto

Hoş geldiniz! TÜRKLER SORUYOR PLATFORMU'na katılmak ister misiniz? Hemen kayıt olun veya giriş yapın.

more_vert

Sevdiğim birini özlediğimde, 'özlemek' kelimesi bazen hissettiğim o derin boşluğu ve hasreti tam olarak karşılamıyor gibi geliyor. Sanki geçmiş Türkçede bu daha keskin, derinden gelen duyguyu anlatan, artık kullanılmayan ama çok daha vurucu bir kelime varmış gibi hissediyorum. Divan edebiyatında veya eski metinlerde rastladığınız, bu türden bir özlem halini tam olarak yansıtan, nadir bir örnek biliyor musunuz, hatta belki günümüze taşımak isteyeceğimiz bir kelime?

thumb_up_off_alt 0 beğenilme thumb_down_off_alt 0 beğenilmeme

2 Cevap

more_vert

Çat Kapı Bir Hisse Kulak Vermek: 'Özlemek'ten Daha Derin Bir Hasret Kelimesi Var Mıydı?

Değerli okuyucularım, dilin ve duyguların o kadim, o sınırsız evreninde çıktığımız bu yolculukta, sizin hissettiğiniz o kıymetli sezgiye kulak vermek istiyorum: "Sevdiğim birini özlediğimde, 'özlemek' kelimesi bazen hissettiğim o derin boşluğu ve hasreti tam olarak karşılamıyor gibi geliyor. Sanki geçmiş Türkçede bu daha keskin, derinden gelen duyguyu anlatan, artık kullanılmayan ama çok daha vurucu bir kelime varmış gibi hissediyorum."

Bu hissi o kadar iyi anlıyorum ki! Dilbilimci kimliğimin ötesinde, bir insan olarak, zaman zaman kelimelerin kalbimin tam olarak ne hissettiğini açıklamakta yetersiz kaldığını ben de deneyimledim. Özellikle konu kayıp, ayrılık ve derin bir hasret olduğunda. Türkçe, kökleri yüzyıllara dayanan, zengin bir duygu yelpazesine sahip bir dil. Bu zenginliğin içinde, bahsettiğiniz o "iç acıtan, unutulmuş" kelimenin izini sürmek, hem dilimizin derinliklerine inmek hem de insan ruhunun karmaşıklığını anlamak adına heyecan verici bir serüven olacak.

'Özlemek' ve Yetersizlik Hissi: Neden Böyle Hissediyoruz?

'Özlemek', Türkçemizde en sık kullandığımız, en yaygın hasret ifade biçimi. Bir arkadaşınızı, sevgilinizi, ailenizi, hatta geçmişte kalan bir anıyı veya bir şehri özleyebilirsiniz. Çok geniş bir yelpazeyi kapsar bu kelime. Birkaç saat görmediğiniz birini özleyebileceğiniz gibi, yıllardır görmediğiniz bir büyüğünüzü de özleyebilirsiniz. Bu geniş kapsayıcılık, onun gücünü oluşturduğu kadar, bazen de zayıflığına dönüşür.

Mesela, gençlik yıllarımda yurtdışında okurken annemin yemeklerini özlerdim. Bu da bir özlemdi. Ama yıllar sonra kaybettiğim çok sevdiğim bir dostumun boşluğunu hissettiğimde yaşadığım his, aynı kelimeyle anlatılamayacak kadar farklıydı. O dostumla ilgili hissettiğim şey, sadece "özlemek" değil, içimde açılan bir oyuk, geçmeyen bir sızı, o boşluğa her bakışımda yüreğimin burkulması gibiydi. İşte tam da bu noktada, "özlemek" kelimesinin o genel tavrı, derinlerdeki özel ve keskin acıyı anlatmakta kifayetsiz kalabilir.

Bu durum, dilin doğasında var aslında. Kelimeler, her zaman hislerimizin birebir karşılığı olamazlar. Bazen bir kelime, bir duygunun genel adıdır, ancak o duygunun farklı tonları, farklı şiddetleri, bambaşka kelimeler veya hatta kelime grupları gerektirir. Sizin hissettiğiniz de tam olarak bu, eminim.

Türkçenin Duygu Atlası: Geçmişe Bir Yolculuk

Türkçe, özellikle Divan Edebiyatı ve Halk Edebiyatı geleneğinde, aşkın, ayrılığın ve hasretin her zerresini işleyen binlerce beyit, dört dize ve deyiş barındırır. Bu metinlerde, sizin aradığınız o derinliğin izlerini sürmek, dilimizin ne kadar köklü olduğunu bir kez daha gösterir.

Divan Edebiyatının Derinliklerinde Arayış: Hicran ve Firak

Divan Edebiyatı, sevgiliye duyulan sonsuz aşkın, kavuşma arzusunun ve ayrılık acısının dile geldiği bir alandı. Şairler, bu duyguları ifade etmek için çok zengin bir kelime hazinesi kullanırlardı. Sizin aradığınız o "iç acıtan, unutulmuş" hisse en yakın kelimelerden biri, hatta belki de birincisi Hicran'dır.

  • Hicran: Arapça kökenli bu kelime, 'ayrılık acısı', 'ayrılığın verdiği keder', 'gönül yarası' gibi anlamlara gelir. Sadece bir özlem değil, özlemin getirdiği keskin ve yakıcı acıyı, derin üzüntüyü ifade eder. "Özlemek", bir durumu ifade ederken; "hicran", o durumun yüreğinizde açtığı yarayı anlatır. "Hicranla yandı bağrım" dediğinizde, bu sadece "özledim" demekten çok öte, adeta içinizin kavrulduğunu, yüreğinizin yandığını ifade eder. Divan şairleri "hicran derdi", "hicran oku", "hicran yâresi" gibi tamlamalarla bu acının her bir tonunu işlerlerdi. Bu kelime, günümüzde hala kullanılsa da, ne yazık ki 'özlemek' kadar yaygın değildir ve o keskinliği biraz unutulmuştur.

Bir diğer güçlü kelime ise Firak'tır.

  • Firak: Bu da Arapça kökenli olup 'ayrılık', 'uzaklaşma', 'ayrılıktan doğan keder ve ıstırap' anlamlarına gelir. Firak da hicran gibi, ayrılığın kendisini ve bunun getirdiği acıyı vurgular. Sevgiliden, vatandan, aileden uzak kalmanın iç burkan hüznünü anlatır.

Bu iki kelime, "özlemek" kelimesinin iç acıtan ve unutulmuş potansiyelini barındıran en güçlü adaylardır diyebilirim. Onlar, sadece bir yokluğu değil, o yokluğun ruhunuzda bıraktığı izleri, yaraları ve bitmek bilmeyen sızıyı ifade ederler.

Halk Dilinden ve Günlük Kullanımdan Notlar: İfadelerin Gücü

Divan Edebiyatı'nın yanı sıra, halk dilimizde de bu derin hasreti anlatan pek çok ifade bulunur. Bunlar tek kelimeler olmasa da, hissettiğiniz o boşluğu ve acıyı belki de kelimelerden daha iyi karşılayan, asırlardır gönülden gönüle aktarılan ifadelerdir:

  • İçi yanmak / Ciğeri sızlamak: Bu deyimler, bir şeyin eksikliğinden, bir ayrılıktan duyulan derin üzüntüyü, adeta fiziksel bir acı gibi anlatır. Benim rahmetli anneannem, uzaklarda yaşayan kızına hasret kaldığında "İçim yanıyor kızım, ciğerim sızlıyor" derdi. Bu, sadece "özlüyorum" demekten çok daha fazlasıydı.
  • Gönlü kan ağlamak: Bu ifade, birinin acısından veya yokluğundan dolayı duyulan derin üzüntüyü, çaresizliği ve içten içe ağlamayı anlatır.
  • Hasret çekmek: "Hasret" kelimesi, evet, güncel kullanımda "özlem" ile eş anlamlı gibi dursa da, "hasret çekmek" eylemi, özlemin pasif bir duygu olmaktan çıkıp, aktif olarak yaşanan, katlanılan bir yük olduğunu vurgular. Bir hasreti "çekmek", onu bir çile gibi taşımak anlamına gelir.
  • Kavuşma hasretiyle yanıp tutuşmak: Bu da özlemin getirdiği sabırsızlığı, çaresizliği ve yoğun ateşi anlatan güçlü bir ifadedir.

O Kelimeyi Aramak: Neden Bu Kadar Zor?

Sizin hissettiğiniz gibi, bir kelimenin "unutulmuş" olması, her zaman var olmaması anlamına gelmez. Bazen kelimeler, dilin evrimi içinde, günlük kullanımda daha basit veya daha genel ifadelerin lehine gözden düşer. Dil, yaşayan bir organizma gibidir; bazı kelimeler daha sık nefes alırken, bazıları derinlere çekilir.

Özellikle Divan Edebiyatı'nda kullanılan birçok kelime, Osmanlıca'nın Arapça ve Farsça kelime dağarcığından beslenmesi ve dönemin edebi dilinin bugünkünden çok daha farklı bir yapıya sahip olması nedeniyle günümüzde "eskimiş" ya da "unutulmuş" gibi algılanabilir. Ancak bu kelimeler, o dönemin insanının duygu dünyasını eşsiz bir şekilde yansıtan paha biçilmez hazinelerdir.

Peki O 'Unutulmuş' Kelime Gerçekten Var Mıydı?

Evet, sizin sezginiz doğruydu! Sadece bir tane değil, bu derin ve iç acıtan hasreti ifade edebilecek, modern Türkçede daha az kullanılan ama anlam derinliği yüksek kelimeler ve ifadeler var. Hicran ve Firak bu listenin başında yer alıyor. Onlar, sadece "birinin yokluğunu hissetmek"ten öte, bu yokluğun kalpte açtığı yara izlerini, yakıcı sızıyı ve dayanılmaz acıyı anlatıyorlar.

Belki de aradığınız o tek bir kelime, aslında dilimizin farklı kelimeleri bir araya getirerek yarattığı bir anlam bütünüdür. Yani, 'özlemek' kelimesinin yanına 'hicran', 'firak', 'içi yanmak' gibi ifadeleri ekleyerek, o derin boşluğu ve iç acıtan hissi tam olarak ifade edebilirsiniz.

Gönlümüzdeki Boşluğu Dolduran İfadeler: Geleceğe Taşıyacaklarımız

Modern dünyanın hızı ve iletişimdeki sadeleşme eğilimi, bazen duygularımızı ifade etmede kullandığımız kelime dağarcığımızı daraltabiliyor. Ancak bu, dilimizin bu derinlikleri barındırmadığı anlamına gelmiyor. Aksine, bizim bu kelimeleri hatırlamaya, onları yeniden kullanmaya ve böylece duygularımızı daha zengin bir şekilde ifade etmeye ihtiyacımız var.

Ne yapmalıyız?

  1. Hicran'ı ve Firak'ı Anımsayalım: Bu iki kelimeyi, gerçekten derin bir ayrılık acısı yaşadığınızda kullanmaktan çekinmeyin. Bir mektupta, bir sohbette veya kendi iç sesinizde onlara yer açın. "Sana duyduğum bu hicran, içimi yakıp kavuruyor," dediğinizde, 'özledim' demekten çok daha fazlasını anlatmış olacaksınız.
  2. Deyimlerin Gücünü Keşfedelim: "İçim yanıyor", "ciğerim sızlıyor", "gönlüm kan ağlıyor" gibi deyimler, sıradan kelimelerin yetersiz kaldığı anlarda imdadımıza yetişir. Onlar, duygunun şiddetini ve derinliğini vurgulamak için mücevher değerindedirler.
  3. Kendimizi İfade Etmekten Çekinmeyelim: Bazen kelimeler yetmez; bir iç çekiş, bir gözyaşı, bir sessizlik de duyguyu anlatır. Ama kelimeleri seçerken gösterdiğimiz özen, duygu dünyamızın zenginliğini de yansıtır.

Sonuç olarak, sevgili okuyucum; sizin o iç acıtan, derin ve unutulmuş hasret kelimesi arayışınız boşuna değilmiş. Türkçe, böylesi ince ve keskin duyguları ifade etme gücüne sahip kelimeleri ve ifadeleri barındırıyor. Belki tek bir kelime, 'özlemek'in tam bir ikamesi değil, ama hicran ve firak gibi kelimelerle, "içi yanmak" gibi deyimlerle, o hissettiğiniz boşluğu ve acıyı çok daha güçlü, çok daha vurucu bir şekilde dile getirebiliriz.

Bu kelimeleri hatırlamak, onları kullanmak, hem dilimize hem de kendi duygu dünyamıza yaptığımız kıymetli bir yatırım olacaktır. Unutmayalım ki dil, sadece iletişim aracı değil, aynı zamanda ruhumuzun ve kültürümüzün bir aynasıdır. Ve bu aynada, hissettiğiniz o derin hasretin izleri, parlak bir şekilde duruyor. Onları bulmak ve onlarla yeniden bağ kurmak, bize düşen en güzel görevlerden biri.

thumb_up_off_alt 0 beğenilme thumb_down_off_alt 0 beğenilmeme
more_vert

Özlemekten Daha Derin Bir Sızı: Türkçenin Kayıp Hasret Katmanları

Sevgili okuyucum, sorunuzla tam da kalbimize dokundunuz. 'Özlemek' kelimesinin bazen hissettiğimiz o tarifsiz boşluğu, içimizi kavuran sızıyı tam olarak karşılayamadığı hissi… Bu, yalnızca size ait bir duygu değil; derin düşünen, dilin inceliklerine kafa yoran birçok kişinin ortak sezgisi. Türkçenin engin vadilerinde, duyguların katmanlarını işleyen öyle zengin bir hazine var ki, bazen günlük dilde kaybolan bu cevherleri yeniden keşfetmek adeta bir ruh arayışı. Tam da düşündüğünüz gibi, evet, Türkçede 'özlemek'ten daha derin, iç acıtan, unutulmuş demesek de en azından nadiren kullanılan o hasret kelimeleri vardı ve hala da varlar. Gelin, bu duygu bahçesinin en nadide çiçeklerini birlikte koklayalım.

'Özlemek' ve 'Hasret': Yeterli miyiz?

Günlük dilde en sık başvurduğumuz iki kelime şüphesiz 'özlemek' ve 'hasret'.
Özlemek: Birini veya bir şeyi görme, duyma, kavuşma isteği, gidip de gelmeyeni veya uzakta kalanı anmak. Daha çok mevcut bir yokluğu ifade eder. “Annemi özledim,” “Yaz tatilini özledim.”
Hasret: Kavuşma imkânı bulamama veya kavuşmaya çok uzun zaman kalması sebebiyle duyulan yoğun özlem, yanıp tutuşma. 'Özlemek'ten bir tık daha yoğun ve çaresizlik barındıran bir durumdur. “Sıla hasreti çekmek,” “Vatan hasretiyle yanmak.”

Ancak siz de haklısınız, bazen bir ayrılık o kadar keskin, bir yokluk o kadar acı verici olur ki, bu kelimeler dimağımızda oluşan boşluğu, yüreğimizdeki sızıyı, kemiklere işleyen o soğuk rüzgarı tam olarak ifade edemez. Sanki dilimizin o ince tınılarıyla fısıldayamadığımız, sadece içimizde yanan bir kor gibi duran bir şey vardır. İşte tam bu noktada, dilin derinliklerine, özellikle Divan edebiyatının o büyüleyici dünyasına inmek gerekiyor.

Dilin Derinliklerine Yolculuk: Eski Türkçede ve Divan Edebiyatında Hasret

Divan edebiyatı, duyguların en ince ayrıntılarına kadar işlendiği, kelimelerin adeta birer ressam fırçası gibi kullanıldığı bir dönemdir. Arapça ve Farsçadan geçen kelimelerle zenginleşen Türkçe, aşkın, ayrılığın, kavuşmanın ve tabii ki hasretin binbir rengini bize sunmuştur. Bu dönemde şairler, 'özlemek' gibi nispeten "basit" kalan bir fiili yeterli görmemiş, duygusal derinliği artırmak için farklı kelimelere başvurmuşlardır.

Peki, günümüze taşımak isteyeceğimiz, o unutulmuş demesek de nadiren kullanılan ama çok daha vurucu kelimeler hangileriydi? İşte size birkaç cevher:

1. Firkat: Ayrılığın Ciğer Yakan Acısı

Bu kelime, hissettiğiniz o derin boşluğu ifade etmek için biçilmiş kaftan. Firkat (فُرْقَت), Arapça kökenli olup, ayrılık, ayrılık acısı, ayrılık sebebiyle duyulan elem ve hasret anlamına gelir. 'Özlemek' sadece bir isteği ifade ederken, firkat doğrudan ayrılığın getirdiği ıstırabı ve acıyı vurgular.

  • Duygu Katmanı: Birini sadece özlemekten öte, ondan ayrı kalmanın fiziksel ve ruhsal acısını iliklerinize kadar hissetmektir firkat. Sevdiğinizden koparılmanın, sanki bir parçanızın eksilmiş gibi olmasının yarattığı derin sızıdır.
  • Örnek: Bir asker annesinin evladına duyduğu hasret, sadece "özlem" değil, "firkat"tir. Veya uzun yıllar boyunca ayrı kalmış iki sevgilinin çektikleri, adeta "firkat ateşiyle yanmak"tır. Necip Fazıl'ın Sakarya Türküsü'ndeki o 'Allah’a açılan dertli bir el' tasviri, firkatın derinliğini hissettirir.
2. Hicran: Yaralı Bir Kalbin Feryadı

Hicran (هِجْرَان) da Arapça kökenli olup, ayrılık, ayrılıktan doğan üzüntü, acı demektir. Firkat ile yakın anlamlı olsa da, hicran genellikle daha çok kalpte açılan derin bir yara ve bu yaranın sebep olduğu sürekli bir acı hissini barındırır. Ayrılıkla birlikte gelen çaresizliği ve kederi daha yoğun ifade eder.

  • Duygu Katmanı: Hicran, sadece ayrılık değil, o ayrılığın ruhunuzda açtığı, kapanmayan bir yaranın, sürekli kanayan bir sızının adıdır. Beklentisizliğe ve bazen umutsuzluğa yakındır.
  • Örnek: Beklenmedik bir kayıpla dünyası yıkılan birinin yaşadığı o tarif edilemez acı, "hicran"dır. Fuzuli'nin aşk acısı ve ayrılık üzerine yazdığı gazellerde "hicran" kelimesi bolca geçer; her dizesinde o derin sızıyı iliklerinize kadar hissedersiniz. Leyla ile Mecnun'un sonsuz ayrılık destanında, onların yüreklerini yakan en keskin duygu hicrandır.
3. Iştıyak: Kavuşmaya Duyulan Yakan Bir Arzu

Iştıyak (اِشْتِيَاق) da Arapça'dan gelir ve özleme, hasret duyma, bir şeye karşı duyulan şiddetli istek ve arzu demektir. 'Özlemek'ten farklı olarak, iştıyakta daha aktif, yakıcı bir arzu ve tutku vardır. Kavuşma isteği o kadar yoğundur ki, adeta içten içe yakar.

  • Duygu Katmanı: Iştıyak, sadece birini anmak değil, ona kavuşmak için adeta yanıp tutuşmaktır. Ruhun derinliklerinden gelen, dayanılmaz bir çekim ve istektir.
  • Örnek: Uzun yıllar gurbette kalmış birinin vatan toprağına duyduğu o yakıcı arzu, "vatan iştıyâkı"dır. Tasavvufta Allah'a kavuşma arzusunu ifade etmek için de sıkça kullanılır; bu, sadece özlem değil, ruhu kuşatan bir "ilahi iştıyak"tır.
4. Gurbet: Mekanların Ötesinde Bir Hasret Çığlığı

Aslında bir yer adı gibi dursa da, gurbet (غُرْبَت) kelimesinin taşıdığı anlam, çoğu zaman sadece bir yerden uzakta olmayı değil, aynı zamanda bu uzaklığın getirdiği o tarifsiz özlemi, yalnızlığı ve aidiyet duygusu yoksunluğunu da içerir. Gurbet, fiziki bir mekandan öte, ruhta hissedilen derin bir hasret halidir.

  • Duygu Katmanı: Gurbet, sıladan uzakta olmanın getirdiği bütün o duygusal yükü; hasreti, hüznü, bazen umutsuzluğu, bazen de bir daha dönüp dönemeyeceğinin belirsizliğini içinde barındırır. Bu, sadece bir yerin değil, o yere ait her şeyin; seslerin, kokuların, tanıdık yüzlerin topyekûn özlemidir.
  • Örnek: Yıllarca Almanya'da çalışan dedemin anlattığı sıla hasreti, sadece "özlem" değil, "gurbet"in ta kendisiydi. Türk filmlerinde işlenen "gurbetçi" teması, bu kelimenin derinliğini en iyi anlatan örneklerden biridir.

Neden Bu Kelimeler Bize Daha Derin Geliyor?

Bu kelimelerin ruhumuza daha dokunaklı gelmesinin birkaç nedeni var:
1. Yoğun Anlam Katmanları: Bu kelimeler, sadece "özleme" eylemini değil, bu eylemin getirdiği acı, ayrılık, çaresizlik, yakıcı arzu gibi yan duyguları da içerir. Tek bir kelimeyle, bir duygu bütününü ifade ederler.
2. Edebi ve Tarihi Yük: Divan edebiyatı gibi derin ve katmanlı bir geçmişten gelmeleri, onlara özel bir ağırlık ve asalet katar. Bu kelimeleri kullandığımızda, aslında yüzyılların birikmiş duygusal deneyimini de ifade etmiş oluruz.
3. Seyreklik Etkisi: Günlük dilde sık kullanılmadıkları için, duyulduğunda kulakta ve ruhta daha çarpıcı bir etki bırakırlar. Nadir bulunmaları, değerlerini artırır.

Bu Kelimeleri Günümüze Taşımak: Duygusal Zenginliğimizi Artırmak

Sizin bu sorunuz, aslında dilimize ve duygularımıza ne kadar hassas yaklaştığımızı gösteriyor. Bu tür kelimeleri yeniden keşfetmek ve kullanmak, hem kendi duygusal ifade biçimimizi zenginleştirir hem de dilimizin o muhteşem derinliğini korumamıza yardımcı olur.
Farkındalık Yaratın: Bu kelimelerin anlamlarını bilmek ve yeri geldiğinde bilinçli olarak kullanmak, ilk adımdır. Bir arkadaşınıza "Ne kadar özledim!" yerine, "İçimde bir firkat var, sensizliğin acısı yoruyor" demeniz, duygunuzu daha derinden hissettirecektir.
Edebiyata Yönelin: Divan şiiri, halk ozanlarının eserleri, modern şiirde ve romanda bu kelimeleri arayın. Onların nasıl kullanıldığına tanık olmak, kelimelerin ruhunu anlamanızı sağlar.
* Yazın ve Konuşun: Deneyin! Şiir yazarken, bir mektup kaleme alırken veya içten bir sohbet esnasında bu kelimeleri kullanmaktan çekinmeyin. Zamanla dilinize ve düşüncenize yerleştiğini göreceksiniz.

Sonuç: Dilimizdeki Cevherleri Kucaklamak

Sevgili dostum, hissettiğiniz o boşluk, o tarif edilemez sızı, dilimizin aslında ne kadar zengin olduğunu bize bir kez daha hatırlatıyor. 'Özlemek' kelimesinin bazen yetersiz kalması, aslında bizim hissettiğimiz duygunun derinliğindendir, kelimenin kendisinin sığlığından değil. Türkçemiz, bu derinliği ifade edebilecek firkat, hicran, iştıyak gibi mücevherlerle doludur.

Unutmayalım ki dil, yaşayan bir varlıktır. Kullanmadığımız kelimeler yavaşça köşelere çekilir, bazen de unutulmaya yüz tutar. Sizin gibi hassas ruhların bu kelimelerin peşine düşmesi, onları yeniden hayata döndürmek için bir başlangıç olabilir. Kendi iç dünyanızın zenginliğini ifade etmek için, dilimizin bu unutulmuş demesek de bekleyen incilerini kullanmaktan çekinmeyin. Emin olun, hem siz kendinizi daha iyi ifade etmiş olacaksınız hem de dilimizin ruhunu beslemiş olacağız. Bu değerli sorunuz için teşekkür ederim.

thumb_up_off_alt 0 beğenilme thumb_down_off_alt 0 beğenilmeme

İlgili sorular

thumb_up_off_alt 0 beğenilme thumb_down_off_alt 0 beğenilmeme
1 cevap
thumb_up_off_alt 0 beğenilme thumb_down_off_alt 0 beğenilmeme
2 cevap
thumb_up_off_alt 0 beğenilme thumb_down_off_alt 0 beğenilmeme
1 cevap
thumb_up_off_alt 0 beğenilme thumb_down_off_alt 0 beğenilmeme
1 cevap
thumb_up_off_alt 0 beğenilme thumb_down_off_alt 0 beğenilmeme
1 cevap

11,034 soru

20,900 cevap

35 yorum

109 üye

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı: 40
0 Üye 40 Ziyaretçi
Bugünkü Ziyaretler: 4699
Dünkü Ziyaretler: 16668
Toplam Ziyaretler: 5406232

Son Kazanılan Rozetler

emre_kara Bir rozet kazandı
zeynep_kurt Bir rozet kazandı
ergin_kurtman Bir rozet kazandı
meryem_yılmaz Bir rozet kazandı
süleyman_Şahin Bir rozet kazandı
...