Vücudumuzun hastalanma ve iyileşme süreci, aslında hücre düzeyinde harika bir savaşın dışa yansımasıdır. Bir virüs veya bakteri vücuduna girdiğinde, bu patojenler kendi hayatta kalma stratejileri kapsamında hücrelerini işgal eder veya toksin salgılar. Asıl hastalık belirtilerini (ateş, iltihap, yorgunluk) genellikle mikrobun kendisi değil, bağışıklık sisteminin verdiği tepki yaratır. Örneğin ateş, mikrobun çoğalmasını yavaşlatmak ve beyaz kan hücrelerinin aktivitesini artırmak için bilinçli bir savunma mekanizmasıdır.
Savunma hattı iki ana kademeden oluşur. İlk ve en hızlı hat olan Doğuştan Bağışıklık (Non-spesifik savunma), 24 saat içinde devreye girer. Cilt bariyeri, asitli mide suyu ve fagositler (yiyen hücreler) bu gruptadır. Bu hücreler, "dostum" ya da "düşmanım" ayrımı yapmadan, yabancı görünen her şeyi sökmeye çalışır. Eğer patojen buradan geçmeyi başarırsa, ikinci ve çok daha güçlü hat olan Edinilmiş Bağışıklık (Spesifik savunma) devreye girer.
Bu ikinci aşama, hafıza ile çalışır. B hücreleri ve T hücreleri, virüsün yüzeyindeki spesifik molekülleri (antijenleri) tanır. B hücreleri, bu düşmana kilitlenen antikorları üretir; bu antikorlar virüsü nötralize eder veya işaretleyerek fagositlere yedirtir. T hücreleri ise (özellikle Sitotoksik T hücreleri) virüs tarafından işgal edilmiş kendi hücrelerini doğrudan yok eder. Bu süreç birkaç gün sürse de, bir kez bu "eğitimden" geçen bağışıklık sistemi, aynı patojene karşı hafıza hücreleri oluşturur. İşte aşıların veya bir hastalığı geçtikten sonra tekrar hastalanmamanın temel sırrı budur.
Pratikte şunu gözlemlersin: İlk kez kaptığın bir soğuk algınlığında ateşin 39 dereceye çıkması ve yataktan kalkamaman, bağışıklık sisteminin o virüse karşı "yeni bir cephe" açtığının kanıtıdır. İkinci veya üçüncü kez aynı virüse maruz kaldığında ise belki sadece hafif bir boğaz ağrısı hissedersin; çünkü hafıza hücreleri devreye girmiş, antikor üretimi hızlanmış ve patojen daha çok çoğalmaya fırsat bulamadan etkisiz hale getirilmiştir.
Sonuç olarak hastalanmak, vücudunun "çalışıyor" demesidir. Bu süreçte yapman gereken, bağışıklık sisteminin kaynağını (uyku, su, beslenme) desteklemektir. Gereksiz antibiyotik kullanımı, bu doğal dengenin bozulmasına ve faydalı bakterilerin ölmesine neden olur; oysa vücudun kendi silahı, doğru koşullar sağlandığında en etkili çözümdür.