Tenzih, Arapça kökenli bir terim olup sözlük karşılığında "temizleme, arındırma, paklama" ve "yükseklik verme" anlamlarına gelir. Ancak bu kelime, özellikle İslam ilimleri ve kelam (teoloji) alanında çok daha spesifik ve derin bir teknik terim olarak kullanılır. Sözkonusu bağlamda tenzih, Allah’ın zatında, sıfatlarında ve fiillerinde noksansız, eksiksiz ve mükemmel olduğuna; O’na hiçbir noksanlık, benzerlik veya kusur izafe edilemeyeceğine inanmak demektir.
Bu kavramı tam olarak anlamak için tenzih ile teşbih arasındaki dengeyi bilmek gerekir. Teşbih, Allah’ı mahlukata benzetmek veya O’na maddi nitelikler (yön, boyut, ağırlık vb.) atfetmek anlamına gelir ve İslam inancına göre büyük bir sapmadır. Tenzih ise tam tersine, Allah’ı her türlü noksanlıktan (nemâ) ve mahlukata benzetmekten uzaklaştırmaktır.
Bu süreçte dikkat edilmesi gereken kritik nokta, tenzihin sadece "olumsuz" bir yadsıma olmamasıdır. Tenzih, genellikle isbat (ispatlama/onaylama) ile birlikte ele alınır. Yani:
1. Tenzih: Allah’ın yorgun, uyuyan, öfkede insan gibi tepki veren veya fiziksel bir mekâna sığan bir varlık olmadığını kabul edersin.
2. Isbat: Allah’ın var olduğunu, diri olduğunu, işiten, gören, bilen ve kudret sahibi olduğunu tasdik edersin.
Yani Allah’ın "kudret" sıfatı vardır, ancak bu kudret bizim "güç" anlayışımız gibi sınırlı ve fiziksel değildir. Tenzih, sıfatların varlığını inkâr etmek değil, mahiyetinin mahlukata benzemediğini; yani hâdis (sonradan yaratılmış) olmadığını ve mükellem (konuşan) gibi bir eylemle sınırlı kalmadığını belirtmektir.
Kur’an-ı Kerim’de ve hadislerde tenzih anlayışını yansıtan en ünlü ifadelardan biri "Lâ şerî-lehu" (Onun benzeri yoktur) ve "Lâ üsve-lehu" (Onun eşi/akrabası yoktur) kalıplarıdır. Ayrıca dualarda sıkça kullanılan "Subhâneke" (Seni bütün noksanlıklardan tenzih ederim) ifadesi, doğrudan bu ilkeye dayanır.
Bir uzman gözle bakıldığında, tenzih konusundaki en sık yapılan hata, aşırı sembolik yorumlarla sıfatları tamamen silmeye çalışmaktır. Doğru yaklaşım, sıfatların ismini (isim olarak) kabul edip, onların kendisini (mahiyetini) bilmeyecek kadar yüce olduğunu kabul etmektir. Yani Allah’ın "Elîm" (Bilen) ismini kabul edersin, ancak O’nun bilme şeklinin bizim bilgi edinme sürecimizden (duyu organları, düşünce, zaman geçişi) tamamen farklı ve ezelî olduğunu idrak edersin.
Kısacası tenzih, Allah’ı insan aklının kavrayabildiği çerçevelerin dışına çıkaran, O’nu maddi ve manevi tüm sınırlamalardan arındıran, O’na yakışır bir mutlak yücelik ve mükemmellik atfıdır. Bu anlayış, inancın derinliğini artırır ve Allah ile kul arasındaki ilişkide saygı ve hayranlık boyutunu en üst düzeye taşır.