Dolmabahçe Sarayı, Sultan Abdülmecid I tarafından 1843 yılında başlatılan inşa süreciyle hayata geçirilmiş ve 1856 yılında tamamlanarak kullanıma açılmıştır. Bu görkemli yapının mimari projesi ve inşası, Osmanlı mimarisinde Batılılaşma akımının en önemli temsilcilerinden olan Garabet Amira Balyan ve oğlu Nigoğos Balyan'a aittir. Balyan ailesi, bu dönemde Osmanlı İmparatorluğu'na damga vuran birçok önemli yapının da altına imza atmıştır.
Sultan Abdülmecid'in Dolmabahçe Sarayı'nı yaptırma kararı, sadece yeni bir ikametgâh arayışından çok daha öteye, bir dönemin ruhunu ve imparatorluğun modernleşme çabalarını yansıtan önemli bir adımdı. Geleneksel Osmanlı mimarisinin ve yaşam tarzının simgesi olan Topkapı Sarayı, Sultan Abdülmecid için artık hem konfor hem de temsil açısından yetersiz kalıyordu. Avrupa'daki monarşilerin modern, gösterişli ve Batılı mimari üsluplarla inşa edilmiş saraylarına öykünen Sultan, imparatorluğun gücünü ve Batılılaşma vizyonunu yansıtacak, Avrupa saraylarıyla boy ölçüşebilecek bir yapıya ihtiyaç duyuyordu. Dolmabahçe, tam da bu ihtiyaca cevap veren, oryantalist detaylarla harmanlanmış Avrupa Barok, Rokoko ve Neoklasik üslupların cesur bir sentezi olarak ortaya çıktı.
Balyan ailesinin bu projede üstlendiği rol hayatiydi. Onların Batı mimarisine olan hakimiyetleri ve geleneksel Osmanlı zanaatkarlığıyla bunu birleştirme yetenekleri sayesinde, Dolmabahçe hem Avrupai bir ihtişam sergiledi hem de kendine özgü bir Osmanlı kimliğini korudu. Sarayın inşası, denize doldurulan alanda yükselmesi nedeniyle de dönemin mühendislik harikalarından biriydi.
Bu sarayın inşası, bir yandan Osmanlı'nın modernleşme arzusunun ve Batı'ya açılma çabasının simgesi olurken, diğer yandan imparatorluğun o dönemde zaten zor durumda olan maliyesine büyük bir yük getirmiştir. Sarayın muazzam maliyeti, borçlanmanın artmasına ve sonrasında yaşanan ekonomik sıkıntılara önemli ölçüde katkıda bulunmuştur. Bugün Dolmabahçe'yi gezerken, paha biçilemez sanat eserlerini, devasa salonları ve denize nazır cephesini gördüğünüzde, imparatorluğun bu son ihtişamlı fırtınasını ve aynı zamanda içinde barındırdığı finansal açmazları adeta hissetmek mümkün oluyor. Benim yıllar içinde edindiğim tecrübe, Dolmabahçe Sarayı'nın sadece bir yapıdan ibaret olmadığını, aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğu'nun Batılılaşma sancıları, ihtişamı ve çöküşünün de bir anıtı olduğunu gösteriyor.