Değerli okuyucularım, iletişim denince akla gelen ilk şeylerden biri, elbette ki anlamak ve anlaşılmaktır. Ancak bazen, hayatın ve sohbetlerin akışında öyle anlar olur ki, duyduğumuz veya söylediğimiz bir cümle, kelimenin tam anlamıyla bir "anlam kargaşası" yaratır. İşte bu noktada, Türkçemizin o eşsiz zenginliği ve mizahi derinliğiyle karşımıza çıkan bir ifade beliriverir: "Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı!"
Yıllardır süren uzmanlık kariyerimde, gerek iş dünyasının karmaşık toplantılarında, gerekse aile sohbetlerinin sıcak ortamında, hatta sosyal medyanın hızla değişen gündeminde, bu ifadenin farklı bağlamlarda kullanıldığına sayısız kez tanık oldum. Peki, nedir bu dam üstündeki saksağanla, kazma vurma arasındaki alaka? Neden böyle bir ifadeye ihtiyaç duyarız ve bizlere iletişim adına neler fısıldar? Gelin, bu derinlemesine yolculuğa birlikte çıkalım.
Öncelikle, ifadenin doğrudan anlamına odaklanalım. "Dam üstünde saksağan" bir görsel sunar: Damın üzerinde duran, belki de merakla etrafı izleyen bir saksağan. Peki, "vur beline kazmayı" cümlesi bu görselle nasıl birleşiyor? Tamamen alakasız, öyle değil mi? İşte ifadenin gücü ve ana anlamı da tam olarak burada yatıyor: Bir sorulan soruya veya söylenen bir söze, hiç alakası olmayan, mantıksız ve bambaşka bir cevap ya da yorumla karşılık vermek.
Bu, aslında bir nevi "elma ile armudu kıyaslamak"tan çok daha öte, tamamen farklı bir düzleme geçme halidir. Sanki birisi size "Hava nasıl?" diye sorar, siz de "Dün akşam yemekte ne yedik, biliyor musun?" diye cevap verirsiniz. İşte o anda, karşılıklı iletişimde oluşan bu anlamsız boşluğu en iyi özetleyen cümle, "Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı!" olur.
Bu ifadenin tam olarak nereden geldiğine dair kesin bir efsane ya da tarihi bilgi olmamakla birlikte, Türkçenin o kendine has kıvrak zekasının, kafiyeli veya uyumlu gibi görünen, ancak anlamsız birleştirme potansiyelinden doğduğu düşünülür. Tıpkı çocukların tekerlemeleri gibi, kulağa hoş gelen ama mantıksal bir bağ kurulamayan dizelerden oluşmuş gibidir.
Peki, neden böyle bir durumu tanımlamak için böylesine çarpıcı bir ifadeye gereksinim duyarız? Bu, aslında iletişimdeki karmaşıklığı ve insan psikolojisinin derinliklerini de gözler önüne seriyor.
Hayatımda birçok kurumsal eğitim ve seminer verdim. Bu eğitimlerde, en çok üzerinde durduğumuz konulardan biri, iletişim kazalarıdır. Bazen bir yönetici, ekibine kritik bir soru sorar: "Bu projedeki gecikmenin temel nedeni nedir?" ve aldığı cevap, "Geçen ayki toplantıda da benzer bir konu konuşulmuştu, oradaki kararlar da önemliydi..." şeklinde alakasız bir genel yorum olur. İşte o an, odadaki herkesin zihninde "Dam üstünde saksağan..." cümlesi yankılanır.
Bu tür durumlarda, alakasız cevap veren kişi ya soruyu gerçekten anlamamıştır, ya konudan sapmak istemiştir, ya da daha derinde yatan empati eksikliği ya da ilgisizlik söz konusudur. Belki de konuya yeterince hakim değildir ve açığını bu şekilde kapatmaya çalışıyordur. Bir uzman olarak gözlemlediğim, bu tür kopukluklar genellikle şu sebeplerle ortaya çıkar:
Anlamama: Soru karmaşık veya belirsiz olabilir.
Dikkatsizlik: Karşıdaki kişi tam olarak dinlememiş olabilir.
Konuya Yabancılık: Cevaplayanın konu hakkında yeterli bilgisi olmayabilir.
İletişim Engeli: Kültürel, dilsel veya kişisel iletişim tarzı farklılıkları olabilir.
Bu ifadenin kullanıldığı bir diğer yaygın durum ise, kaçış ve savunma mekanizmasıdır. Bazen insanlar, kendilerine yöneltilen zor, eleştirel veya rahatsız edici sorulardan kurtulmak için bilinçli veya bilinçsizce konuyu saptırırlar.
Örneğin, aile içi bir tartışmada, bir hata yaptığı için suçlanan kişi, "Sen de geçen ay bana öyle demiştin ama..." diyerek konuyu bambaşka bir noktaya çekebilir. Bu, doğrudan cevap vermekten kaçınma, suçu başkasına atma veya tartışmanın yönünü değiştirme çabasıdır. Siyasi arenada da benzer taktiklere sıkça rastlarız: Bir gazetecinin spesifik bir yolsuzluk iddiası hakkındaki sorusuna, bir siyasetçinin "Ülkemizin kalkınması için gece gündüz çalışıyoruz" gibi genel ve alakasız bir yanıt vermesi, bu ifadenin ruhuna birebir uyar. Bu durumda, saksağan, zorlu konudan kaçışın, kazma ise konuyu değiştirmeye yönelik sert ve alakasız hamlenin sembolü gibidir.
Ancak "Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı" ifadesi her zaman olumsuz bir eleştiri amacıyla kullanılmaz. Bazen de mizah ve toplumsal yorum aracı olarak karşımıza çıkar. Arkadaş ortamında, biri şaşırtıcı veya absürt bir cevap verdiğinde, durumu hafifletmek ve gülmek için bu ifadeyi kullanırız.
Şöyle bir anıyı asla unutmam: Gençlik yıllarımda bir arkadaş grubumuzla sohbet ediyorduk. Bir arkadaşım, "Bu hafta sonu ne yapalım?" diye sordu. Diğer arkadaşım da hiç alakasız bir şekilde "Keşke çocukken daha çok çizgi film izleseydim!" diye cevap verdi. Hepimiz kahkahalara boğulduk ve aramızdan biri, "Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı be abi!" diye haykırdı. Bu an, o anlamsızlığa gülümseyişimizin ve durumu mizahi bir dille özetleyişimizin mükemmel bir örneğiydi.
Aynı zamanda, toplumsal ya da bürokratik düzeydeki mantıksız, saçma veya beklenmedik kararlar karşısında da bu ifade kullanılır. "Bu kararı kim aldı, dam üstünde saksağan mı, vur beline kazmayı mı bu şimdi?" diyerek, alınan karardaki tutarsızlığa veya anlamsızlığa dikkat çekilir.
Peki, iletişimde bu "saksağan" anlarıyla karşılaştığımızda ne yapmalıyız? Bir uzman olarak size birkaç pratik önerim var:
Öncelikle, sakin olun ve karşıdaki kişinin neden alakasız bir cevap verdiğini anlamaya çalışın. Gerçekten soruyu mu anlamadı? Konuya mı hakim değil? Yoksa bilinçli olarak konuyu mu saptırıyor? Bu, vereceğiniz tepkiyi belirleyecektir.
Eğer kişi soruyu anlamadıysa, nazikçe soruyu yeniden formüle edin, daha net ve anlaşılır ifadeler kullanın. "Anladım dediğini ama benim asıl öğrenmek istediğim şuydu..." gibi bir başlangıçla konuya geri dönebilirsiniz. Eğer konuyu saptırma amacı taşıyorsa, yine nazik ama kararlı bir dille "Şu an konumuz o değil, lütfen sorduğum soruya odaklanalım mı?" diyerek sınırlar çizin. İş hayatında bu, toplantının akışını ve verimliliğini korumak için hayati önem taşır.
Eğer durum ciddi değilse ve mizahi bir bağlamda ortaya çıktıysa, bazen en iyi tepki, durumu gülümseyerek karşılamaktır. Hatta siz de esprili bir şekilde "Saksağanı indirdik de, o kazma ne alaka şimdi?" diyerek sohbeti daha keyifli bir hale getirebilirsiniz. Unutmayın, mizah, iletişimin buzlarını eriten güçlü bir araçtır.
"Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı" ifadesi, aslında iletişimdeki farkındalığımızı artırmamız için bize bir ayna tutar. Hem kendimizin hem de karşımızdakinin iletişim tarzını gözlemlememiz gerektiğini hatırlatır. Acaba biz de bazen sorulan sorulara alakasız cevaplar veriyor muyuz? Zor durumlarda konuyu saptırma eğilimimiz var mı?
Daha açık, net ve amaca yönelik iletişim kurmak, sadece profesyonel hayatımızda değil, kişisel ilişkilerimizde de bizi çok daha güçlü kılar. Karşınızdaki kişiye gerçekten dinlediğinizi hissettirmek, sorularına doğrudan ve samimi cevaplar vermek, hem kendi değerinizi artırır hem de sağlıklı ilişkilerin temelini oluşturur.
Unutmayalım ki: İletişim, sadece kelimelerden ibaret değildir. Duygular, niyetler ve bağlam da iletişimin ayrılmaz parçalarıdır. Bu yüzden, bir dahaki sefere "dam üstünde saksağan" ile karşılaştığınızda, derin bir nefes alın ve bu durumun altında yatan gerçek iletişimi anlamaya çalışın. Bu, sizi sadece daha iyi bir dinleyici değil, aynı zamanda daha iyi bir iletişimci yapacaktır.
Umarım bu makale, Türkçemizin bu renkli ifadesinin derinliklerine inerek, sizlere değerli bakış açıları sunmuştur. İletişimle kalın!